Halkı askerlikten soğutmak suç değildir

Vicdan Ret hakkı tanımalı zorunlu askerlik kaldırılmalıdır

 Yannis Vasilis Yaylalı

 1) 1 eylül 2012 dünya barış günü başlattığımız ‘Roboski’den Ankara’ya gerçekleştirdiğimiz barış yürüyüşünden sonra aldığımız bir karar ile Barış aktivisti Meral Geylani ile birlikte Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı köyüne yerleştik . O günden günümüze hala Gülyazı köyünde yaşıyoruz, oraya yerleşme nedenimiz 28.12.2011 tarihin de çoğu çocuk olan 34 yakınlarını hunharca devlet güçleri tarafından katledilen aileler ile birlikte adalet mücadelesi yürütmekti. Roboskili aileler ile birlikte her türlü devlet saldırısına karşın hala inat ile adalet mücadelesi yürütüyoruz.

 Elbette mücadelemiz bir çok kesimi rahatsız etti. Özelllikle katliamda direkt sorumluluğu olan Gülyazı alayı da rahatsız olan kesimlerin içerisinde yer alıyor.Bu yüzden her fırsatı değerlendirerek bize yönelimleri var. Biz barış aktivsitleri olarak savaş karşıtı tutumumuzun gereği, elbette savaş karşıtı söylemlerimiz ve yaşadığımız köy de dahil bir çok yer de vicdan ret ve zorunlu askerliğin kaldırılması üzerine atölye çalışmalarımız olmaktadır.

Biz bu çalışmaları AKP hükümetinin başlattığı yeni savaş süreci ile başlatmadık, Roboski katliamından çok çok önceleri de anti militarist, savaş karşıtı, vicdani rettti savunan bireyler olarak uzun yıllardır mücadele yürütüyoruz. Ben ve diğer arkadaşlarım Barış İçin vicdani ret platformu içerisinde de yıllarca mücadele yürüttükten sonra vicdani ret derneğini kurduk. Bundan sonraki çalışmalarımızı hem vicdani ret derneği çatısı altında yürüttük . Yürüttüğümüz vicdani ret mücadelesi bazen yok sayılarak görünmezden gelindi. Bazı dönemler de ise arkadaşlarımız çok zor koşullar da askeri hapishaneler de insanlık onuruna sığmayacak saldırılara karşı mücadele vermek zorunda kaldı.

 Biz barış aktivistleri olarak Meral Geylani ile birlikte Gülyazı köyünde üçüncü senemizi doldurduk ve dördüncü senemize giriyoruz.Elbette devlet orada mücadele yürüttüğümüz ve ailelere destek olduğumuz için daha önce de bize gül uzatmıyordu. Fakat saldırısının bir ölçüsü vardı, 2013 mart ayında başllayan çözüm sürecinin 23 temmuz günü sona ermesi ile birlikte, bu dünemi sabırsızce bekleyen savaş yanılıları da harekete geçti. Hakkımda iki ayrı şekilde halkı askerlikten soğutmaktan mahkeme açıldı. Birinden  sizinde bildiğiniz gibi 7 ay 15 gün ceza aldım. Yine 3 mart 2016 tarihinde Uledere asliye ceza mahkemesinde Halkı askerliktewn soğutmaktan ayrı bir mahkemem de olacak. Savcılıktan bildiğim kadarı ile iki aynı dosya sırada bekliyor. Bakalım onlar ne zaman mahkemeye dünüşecek, bu kadar dosya bir an da ortaya çıkınca, hakkımızda bu kadar sikayeti, ya da soruşturmayı kim başlattı sorusunu yönelttiğim de , pek de bizim Gülyazı köyünde olmamızdan menun olmayan Gülyazı alayını bize gösterdi.Çözüm sürecinde zorunlu çalışmalarımızı izlemek ile kalan alay ilk fırsatı bulduğunda bizi bir çok dosyaya boğdu desek doğru olur.

 Tez anti-tez ve Sentez, ayrıca ham bilgi meselesine gelince,  mahkeme adına utanç verici bir açıklama olduğunu düşünüyorum. Bir de bu zamana kadar vicdani retti tanımamak için mahkemeler tarafından çok farklı gerekçeli kararlar gördük,fakat böylesini görmedik.Beni yargılayan mahkemenin verdiği gerekçeli karar yüzünden  bir çok gazetenin diline düşen düştü. Bu başlıkları Türkiye’de yayın yapan gazeteleri attı bakın size o başlıklardan bir kaçını paylaşayım ‘Mahkemeden vicdani ret kararı: Sentez yoksa düşünce yok – T24 ’ , ‘Mahkeme felsefede çığır açtı: Sentez yoksa düşünce yok-Birgün’, hatta ekşi sözlük bile mahkemenin çığır açan bu kararına sessiz kalmadı. ‘yargıladığı düşünceyi düşünceden saymayan mahkeme’ gibi  bir çok başlıkları görmek mümkün. Uludere asliye ceza mahkemesi hakiminin soruları değil, gerekçeli kararı bu şekilde çıktı. Yoksa yaptığım 9 sayfalık savunmayı dinler gibi gibi yaptı, fakat anlamadığı hazırladığı gerekçeli karar ile orataya çıktı.

 Mahkememizin ikinci duruşmasında savunmamızı TCK 318. Maddenin iptalı üzerine yaptık

 Halkı askerlikten soğutmak ile ilgili görülen mahkememizin ikinci duruşmasında  Savunmamı avukatım Davut Erkan ile birlikte TCK madde 318’in Anayasa’da var olan  Anayasanın 2 maddesi yani hukuk devleti olması ,Anayasanın 25. maddesi düşünce ve kanaat hürriyetini, 26.maddesi ise düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini güvence altına alması , Anayasanın 13 maddesinin Bu minvalde, TCK’nın 318. maddesinin Anayasanın 25 ve 26. maddelerinde güvence altına alınan temel hak ve hürriyetlere getirilmiş bir sınırlama hükmü niteliğinde olabileceği düşünülecek olsa dahi Anayasanın 13. maddesinde öngörülen sınırlama nedenlerinin hiç birine de uymadığı, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararlarda da görülebileceği gibi “özgürlükler ancak; istisnai olarak ve demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu olduğu ölçüde sınırlanabilir. Demokratik hukuk devletinde, güdülen amaç ne olursa olsun, özgürlük kısıtlamalarının bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını ortadan kaldıracak düzeye vardırmaması gerektiği , Atılı suçun maddi unsurunun ‘Askerlik hizmetini yapanları firara sevk edecek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik veya telkinde bulunmak’ olduğu düşünülecek olursa; ceza kanunu tarafından yasaklayıcı sonucu doğuran fiilin neyi kapsadığının açık olmadığı da ortaya çıkacaktır. Hukuken üzerinde uzlaşı sağlanamamış ‘teşvik’, ‘telkin’, gibi ifadelerin bireyin temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebebiyet verecek şekilde yorumlamaya cevaz verecek olması ihtimali -aşağıda belirtilecek başka gerekçelerle de- kanunun lafzının açık ya da belirli olmamasından ileri gelmektedir.

Bilindiği üzere, ceza hukukunun en kadim ilkelerinden olan ve Anayasanın 38. maddesinde de hüküm altına alınmış olan ‘kanunilik ilkesi’, ‘suç ve cezaların açıklığı/belirliliği ilkesini (lex certa)’ zorunlu kılar. “Suçun unsurları, suç karşılığında verilecek ceza, ağırlatıcı nedenler yasada açıkça belirlenmiş olmalıdır. Aksi takdirde yapılan hareketin suç oluşturup oluşturmadığı konusunda tereddüde yer verir ve bundan suç ve cezada keyfilik doğacağından (Centel, Zafer, Çakmut; Türk Ceza Hukukuna Giriş, s.56, İstanbul, 2005)”. Ayrıca TCK md. 318, dosya içinde mevcut beyanlarımız ve yukarıda izah edilen gerekçelerle usulüne göre imzalanıp yürürlüğe konulmuş uluslararası insan hakları hukuku sözleşmeleri ile bu sözleşmelerin uygulanmasına dair kararların içeriğine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Dolayısıyla Anayasa md. 90/son ile hüküm altına alındığı üzere bu düzenlemelerin iç hukukta doğrudan uygulanması ilkesi TCK md 318 ile ihlal edilmekte ve Anayasaya aykırılık ortaya çıkmaktadır diyerek açıklamamızı yaptıktan sonra; Anayasa md. 152 gereğince Anayasaya aykırı olup iptali gereken 6549. Sayılı yasanın 13. Maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 318. maddesi Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesine ve bu nedenle Anayasa Mahkemesince karar verilinceye kadar DAVANIN GERİ BIRAKILMASI’nı istedik. Ayrıca aslı savunma için zaman istedik maalesef her iki isteğimizi de ret etti.

 

Mahkeme nasıl ulaşmış ise bu sonuca sentez olarak Ordu hakkında bir şey ifade etmediğim için düşüncemi ham, görüşlerimi düşünce olarak kabul etmemiş?

 Mahkeme anlattıklarımı çok iyi dinlememiş olacak ki ,  9 sayfalık yaptığım savunmamıza karşın, kendini borçlu hissetmiş olacak ki çok iyi kavramadığı diyalektiği verdiğim savunmayı çürütmek amaçlı kullanmış fakat yukarıda dediğim gibi gazetelere alay konusu olmaktan kendini kurtaramadı.

‘’Sanığın savaşın kötü olduğunu, kötü bir eylem olduğunu ve bu nedenle gençleri vicdani redde davet ettiği görülmektedir. Savaşların kötü olduğu tartışmasız bir gerçektir. Ancak mevcut devletler sisteminde devletlerin kamu düzenini sağlamak için ordulara ihtiyaç duyduğu tartışmasızdır. Sanığın vicdani reddin ne olduğu ile alakalı bir bilgisi var, ancak mevcut orduyu ortadan kaldırdıktan sonra kamu güvenliği ve milli güvenliğin nasıl sağlanacağı konusunda hiçbir beyanatta bulunmamış. Bu yüzden sanığın eyleminde tez antitez sentez sistemine uygun beyanatlar bulunmadığı ve suça konu fiilin ham bilgiden ibaret olduğu anlaşılmıştır” .

Öncelikle Türkiye’de bir çok kez vicdani ret ve halkı askerlikten soğutmak iddası ile mahkemeye savunmalar verildi. Bir çok mahkme kararları çıktı, ama bizim mahkeme gerçektenverdiği karar ile  felsefik anlamda böylesi bir çığır açtı. Öncelikle  beni dinlemeyen mahkeme başkanı, gerekçeli kararı yazarken de pek detaylı araştırma yaptığı söylenemez.Mesela bugün dünya da  ‘İzlanda, Panama ve Kosta Rika gibi 22 ülkenin ordusu olmadan yaşayıp gidiyorlar. Mahkeme bana sorduğu soruyu, bu ülkelere sormalı, “siz nasıl olur da ordu olmasdan kamu güvenliğini sağlıyorsunuz” diye değil mi ? .

 

Ayrıca Tez-Anti-Tez-Sentez yuvarlamasını yapınca görüşler bilimsel olmuyor. Benim yazılarımn ve savunmalarımın geneline bakılırsa hiç bir yerde ordular kaldırılsın demiyorum. Ben böyle bir şey demeyince , bunun anti tezi ya da yargıç olarak bunun sentezini nasıl oluyor da orduların kaldırılması olarak algılayıp, kendi düşünceleri üzerinden benim düşüncemmiş gibi hareket edip yargı bildirerek, adeta kendini akademik bir makaleyi denetleyen bilim burulu yerine koyuveriyor. Akademik alanların askerileştirildiği yerde hali ile mahkemeler de kendini neyin fikir neyin düşünce, neyin kanaat olduğunun ölçüldüğü yer olarak karşımıza çıkıyor.

 

AKBK : Türkiye’nin aralık 2011 ayına kadar vicdani ret hakkı ile ilgili atacağı adımları belirlemesini istemişti.

Türkiye’nin taahhüt ettiği vicdani ret vakası orta yerde bekliyor.

Ben herhangi bir tez ya da iddaa da bulunmuyorum, Türkiye’nin de bağlı olduğu Avrupa konseyi ülkelerinin de vicdani retti tanımayan bir iki ülkeden biridir. Bu bir iddaa  değil gerçeğin kendisi, sağa sola çekilecek bir yanı bulunmuyor, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK) 2011 eylül ayı toplantısında, vicdani retçi Osman Murat Ülke’nin Türkiye’ye açtığı ve kazandığı dava üzerinden hazırladığı raporda, Türkiye’nin aralık ayına kadar vicdani ret hakkı ile ilgili atacağı adımları belirlemesini istemişti. O günden beri Türkiye sürekli  vicdani ret konusunda bir şeyler yapacağı sözü veriyor. Yani benim söylediklerimin ve hakimin isteklerinin dışında, Türkiye’nin taahhüt ettiği vicdani ret vakası orta yerde bekliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet 7 haziran seçimleri yenilgisi sonrası Bir ‘Milli’lik aldı başını gidiyor. Bu ‘milli’liğin ölçüsü ise hükümetin uyguladığı politikalar ile belirleniyor. Maalesef parlementer demokrasiler de  olması gereken erkler ayrılığı ise biz de maalesef hiç bir dönem olmadı, olamadı.Biz de mahkemelere sanki yürütmenin devamı gibi hareket ediyor. Gerçi son dönem hükümetleri bunun böyle gitmesi için bayağı çaba gösterdiler ve büyük oranda da başarı sağladılar. Çözüm sürecin de bizi görmeyen mahkemeler savaşın başlaması ile biz dosyalalara boğdular.

 

 Halkı askerlikten soğutmak suçu

 

Halkı askerlikten soğutma suçu : TCK md. 318, “(1) “Askerlik hizmetini yapanları firara sevk edecek veya askerlik hizmetine katılacak olanları bu hizmeti yapmaktan vazgeçirecek şekilde teşvik veya telkinde bulunanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.” (2) fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.

Halkı askerlkikten soğutmak diye bu ortaçağ maddesinin yürürlükte kalmasının asıl nedeni 1) Anayasa’nın 72 maddesi : – Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir. 2) Ayrıca  21 Haziran 1927 günlü 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nda “Askerlik hizmeti Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her erkek için zorunludur.” diyen askeri kanundur. Bu yüzden Vicdani ret hakkı tanınmadığı sürece, zorunlu askerlik devam ettiği sürece, ben ve benim gibi mücadele yürüten anti-militarist, vicdani retçiler ve savaş karşıtları TCK 318 maddesinden yargılanmaya devam edeceğiz.

3) BU SUÇA ORTAK OLMAYACAĞIZ

 İlk önce yıllardır Roboski aileleri ile mücadele veren biz barış aktivistleri mahkemeler yolu ile cezalandırılmaya çalışılıyoruz 2) İkinci olarak da savaş dönemlerinde egemenlerin en son isteyeceği şey silahı ret eden polis ve askerlerdir. Bu yüzden bir çok mekanizma ile kullanarak her şeyden önce egemenler barışseverlere, savaş karşıtlarına, vicdani rertçilere yönelirler, bugün de bize mahkemeler aracılığı ile yönelmelerinin biricik nedeni budur.

 

Kürt halkına karşı başlatılan yeni savaş sürecin de anne karnında çocukların katledildiği, yaralıların sokak ortasından alınmasına izin verilmediği, öldürülen sivil insanların adeta cesetlerinin cürümeye terk edildiği  bugün bizleri bu yolla susturamazsınız .

 

Barış aktivistleri ,Savas karsitlari , vicdani retçiler olarak, savaş cephesine karşı ,bu cografyanin barışı ve antimilitarist bir gelecek için sonuna kadar direnecegiz. İşlediğiniz savaş suçuna bizi asla alet edemeyeceksiniz. Bugün çoluk çocuk demeden yaptığınız katliamlar insanlık ve savaş suçudur. Mahkemeleriniz yolu ile bu suça ortak olmamızı dayatıyorsunuz. Size ve yaptıklarınıza ayak diriyoruz ve ne yaparsanız yapın bu suça ortak olmayacağız. Bugün bu coğrafyanın tüm duyarlı insanlarına bir kere daha çağrı da bulunmak istiyoruz, bu kanlı savaşa ortak olmak istemiyorsanız, askere gitemeyin, seçeneksiz değilsiniz, vicdani ret verin kardeş kanı dökmeyin.