Suruç Katliamı’nın ilk duruşması Hilvan’da

PicsArt_04-21-09.23.51

Suruç Katliamı’nın ardından 17 ay geçtikten sonra iddianamesi hazırlanan davanın ilk duruşması 4 Mayıs 2017 tarihinde Hilvan’da gerçekleşecek.

 

Kobanê’ye kütüphane kurmak, çocuk parkı inşa etmek ve hatıra ormanının ilk fidanlarını dikmek üzere Suruç’a giden 318 kişiden 33’ü, 20 Temmuz 2015’te IŞİD’in düzenlediği canlı bomba saldırısında yaşamını yitirmişti. Katliamın ilk duruşması 4 Mayıs’ta Urfa’nın Hilvan ilçesinde görülecek.

20 Temmuz 2015 günü öğlen saatlerinde IŞİD’li bir canlı bombanın intihar saldırısı sonucunda gerçekleşen patlamada çoğu olay yerinde olmak üzere 33 kişi hayatını kaybetmiş, birçok insan da ağır yaralanmıştı.

Suriye iç savaşında yerle bir olan, Türkiye-Suriye sınırındaki Kobanê ile dayanışma için Türkiye’nin ve Kürdistan’ın dört bir yanından yola çıkan çoğu genç 318 kişi, 20 Temmuz 2015 günü Suruç’ta Amara Kültür Merkezin de buluşmuştu.

Suruç Katliamı’nın üzerinden 21 ay geçmesine rağmen, dava dosyasında bugüne kadar beş savcı değişti. Katliamın ardından 17 ay geçtikten sonra iddianamesi hazırlanan davanın ilk duruşması 4 Mayıs 2017 tarihinde Hilvan’da gerçekleşecek. 33 düş yolcusu, 21 aydır Kadıköy Halitağa Caddesi’nde 33 dakika süren bir oturma eylemi ile anılıyor. Dün yine aynı yerde yapılan anma törenine patlamada yaralananlar, tanıklar, aileleri ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gençlik örgütü, siyasi parti temsilcileri ve HDP Milletvekili Garo Paylan katıldı.

‘Kobanê için yola çıktık’

Kobanê için Suruç nöbetlerine daha önce 3 defa gidip gelmiş ve 20 Temmuz Suruç patlamasından ağır yaralı olarak kurtulmuş olan Koray Türkay ile o günü konuştuk. Sosyalist Gençlik Derneği Federasyonu’nun (SGDF) çağrısı ile Kobanê’nin yeniden inşası ve kurtuluşu için yola çıkan, vücudunda hala yedi bilye ile yaşayan, Türkay o günü şöyle anlatıyor: “Suruç’a Türkiye’nin değişik şehirlerinden ve İstanbul’dan 3 otobüs hareket etti. Yol boyunca marşlar, türküler söyledik. Oraya vardığımızda hepimiz Kobanê’ye gidip yaşanan yıkıma destek olmayı düşünüyorduk. Gelen herkes yardım malzemeleri, çocuk oyuncakları ile birlikte sağlık ve temizlik malzemeleri getirmişti. Bütün malzemeleri Amara Kültür Merkezi’ne taşıdık. Sonra bahçede oturduk. İmece usulü bir kahvaltı hazırladık herkes için.. Sonrasında SGSF’li arkadaşlar Kobanê’ye geçmek için izin başvurularının devam ettiğini söylediler. Eğer hep beraber geçemezsek grup grup gidebileceğimizi söylediler. O esnada hep beraber bir basın açıklaması yapmak ve sonrasında sınır kapısına doğru hareket edebileceğimiz söylendi. Pankartları açtık ve hepimiz pankartın arkasına geçtik. Sloganlar ile birlikte basın açıklamamızı yaptık. Ve sloganlarla birlikte hemen dibimizde bomba patladı.”

Aylarca hastanede tedavi gören Koray sözlerine şöyle ediyor: “Sistemin çarkları içinde erimeme kararlılığı daha net bir biçimde ortaya çıktı. Mücadele kararlılığı daha da yükseldi. Suruç’ta ve Ankara’da insanların boşuna ölmediğini göstermek belki de herşeyden çok daha önemli. Bunu gösterebilmenin başka şeylerin de dönüşümünü tetikleyebileceğini düşünüyorum. Bu bağlamda faşizmin blok saldırısına karşı birleşik devrimci bir oluşuma ihtiyacımız var.”

‘Hayatta kalan hiç kimsenin hayatı eskisi gibi olmadı’

Suruç Katliamı’ndan ağır yaralarla kurtulanlardan biri de Dr. Çağla Seven. Tedavi süreci hala devam eden Çağla, katliamdan sonraki bir sene içerisinde yirmiden fazla ağır ameliyat geçiriyor ve vücudundan yüzden fazla bilye çıkarılıyor.

Patlama sonrası kaos yaşandığını, yardım için gelen ambulans ve diğer araçların engellendiğini söyleyen Çağla, İstanbul’da çocuk hastalıkları uzmanı olarak görev yapmakta. Daha önce Kasım 2014’te Tabip Odası’nın çağrısıyla Suruç’ta bulunan çadır kentin revirinde de kısa bir süre görev yapan Çağla o gün yaşananları şöyle anlatıyor: “Daha oraya gitmeden önce kampanyayı düzenleyen SDGF’li arkadaşlar izinlerin alındığını ve hep beraber olmasa da grup grup Kobanê’ye geçeceğimizi söylediler. Sabah 07.00’de oraya vardık ve bu patlamanın yaşandığı saate kadar hiçbir önlem alınmadan hepimiz o bahçede bekledik. Saldırıyı gerçekleştirmek isteyenlere bir şekilde uygun bir ortam da oluşmuş oldu. Ben birkaç sokak ötede bulunan bankaya para çekmek için gittiğimde sokakta polisler üst araması yapıp GBT kontrolü yapıyordu. Patlama olduktan ve sonrasında anladığımız kadarıyla dışarıda sivil polisler ve araçları var idi. Yaralıları hastanelere götürmek için o araçlardan yardım istendiğini ancak polislerin yardım isteyenleri havaya ateş ederek uzaklaştırıp gittiklerini sonradan öğrendim. Ambulans gelmedi uzun bir süre ve gelenlerin de patlamanın olduğu sokağa girişine izin verilmedi.”

Suruç’ta yaşamını yitiren 33 kişiden sonraki durumu en ağır olan 2 kişiden biri Çağla Seven diğeri Güneş Erzurumluoğlu. Seven, sağlıkçı arkadaşlarının büyük uğraşları sonrasında hayata döndürülüyor. Vücudundan yüze yakın bilye çıkarılan Çağla’nın sağ bacağı paramparça oluyor. Çağla vücudundaki hasarı ve sonraki süreçlere dair şunları anlatıyor: “Bombadan önce sağlıklı bir insandım şimdi ise, hastalıkla mücadele ediyorum. Meselenin politik kısmıyla ayrı dava süreci ile ayrı mücadele eden bir insana dönüştüm. O gün orada yaşadıklarımızdan sonra ve şimdi yürüttüğümüz mücadeleden dolayı inanıyorum ki; hayatta kalan hiç bir arkadaşımın yaşamı eskisi gibi olmadı. Bizi öldürmek, öldüremediklerini ise korkutmak istediler.”

Saldırının Kürd halkına destek veren herkese bir ders vermek amacı ile yapıldığını söyleyen Doktor Çağla Seven, “Onlardan korkmadığımızı ve Suruç tanıkları olarak mücadeleden asla vazgecmeyeceğimizi belirtmek istiyorum. Batı’da yaşayan devrimcilerin Kürd halkıyla buluşmasından ve birleşmesinden korktular. Düşleri yarım kalmış yoldaşlarımızın arkasından mücadeleyi yükselteceğimize kimsenin şüphesi olmasın. Hastaneye yaralı kaldırıldığım zaman herkesin görmesi için zafer işareti yaptım. Patlamadan önce genç biriydim, sıradan bir vatandaştım. Şimdi artık daha hepimiz büyüdük ve bu katliam bize haklı ve onurlu bir yolda olduğumuzu gösterdi. Ben sağlık emekçisiyim daha öncede gönüllü sağlık hizmetleri veren oluşumlarla çalıştım. Kobanê’ye destek çağrısı geldiğinde cevap vermek istedim. Daha önce kısa bir süre Suruç’ta çadır kentte çocuklar için sağlık hizmeti verdim. Mesela çocukların altındaki bezlerin değişmemesinden dolayı çoğu bebek pişik olmuştu. Biz onlara tedavı için krem verdik fakat altlarında ki bezler değişmediğiiçin çok yeterli olmadı. İmkansızlıklar beni çok üzüyordu. Orada hekimliğimi sağlık hizmetlerinin eksikliğini yüreğimde hissettim ve her şeyi sorgulamaya başladım. Banyo yapamadıkları için çocukların vücudunda lezyonlar vardı. Temiz suya ve yeterli gıdaya ulaşamamalarından dolayı çoğu çocuk ishaldi” diyor.

‘Adaletin mahkemelerle gelmeyeceğini anladım’

Suruç Katliamı’ndan hafif yaralı olarak kurtulan Yazar Mehmet Lütfü Özdemir de, katliamdan bir yıl sonra ‘Hiç bir Düş Yarım Kalmayacak’ adıyla belgesel türünde hazırladığı kitabında, Suruç Katliamı’nın öncesini, katliam anını ve sonrasını tanıklarıyla, siyasi arka planı ile anlatıyor. Kobanê’ye hem hikaye bulmak hem de dayanışma çağrısıyla gönüllü çalışmak için gitmeye karar verdiğini söyleyen Özdemir, “20 Temmuz günü Gezi’den Rojava’ya kurulmak istenen köprüyü havaya uçurmak istediler. Ama yıkamadılar, yıkamayacaklar! Suruç’un ve Ankara’nın ve Kürdistan’da yapılan soykırımların hesabı bir gün mutlaka sorulacak. 4 Mayıs’ta Hilvan’da Suruç’un duruşması var. Ben orada bulunamayacağım ama bu dava çok önemli. Yer almayacağım çünkü 10 Ekim Ankara katliamı davası, Ethem’in Ali İsmail’in, Berkinlerin davasından da gördüm ki tüm bu dava ve duruşmalar yargı tiyatrosuna dönüştürülüyor. Halkların vicdanında sonsuz kere lanetlenip yargılandılar ama gerçekte hukuk sadece devleti koruyor dolayısıyla ben bu tiyatroyu seyretmeyeceğim. Bildiğiniz gibi daha önce Suruç eski Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal’ın da duruşması oldu iki defa ama sonuç, sonuç para cezası verdiler, elinde istihbarat olmasına rağmen, katliamın olacağını biliyor olmasına rağmen hiçbir şey yapmayan emniyet amiri ödüllendirildi. Bütün bunları gördükten sonra adaletin mahkemelerde gelmeyeceğini anladım” ifadelerini kullanıyor. 

Kaynak : IMPNews – Mustafa Kılıç

barisicinaktivite@gmail.com