Küçük prens ve özyönetim çocukları

PicsArt_11-17-10.31.38

Çoğu kişi ‘Küçük Prens’ çocuk kitabı zanneder. SAINT-EXUPERY bu Kitabını yetişkinler için yazmıştır.

Kitap çocukların dünyaya ne şekilde baktığını anlatmaya çalışırken Çocukluğunu kaybettiğimiz takdirde ne aptallaşacağımızı üstüne üstlük bu aptallık halinin farkına dahi varamayacağımızı anlatır. Çocukluğundan olmuş bir evren absürtlük ve de aptallık evrenidir.

Alkış alınca aklı gidenler, yıldızları sayıp defterlerine kaydettikleri an yıldızların sahibi olduğunu sanan tacirler, kimin tarafından verildiği bilinmeyen saçma sapan talimatları sorgusuz sualsiz yerine getirenler ve tüm evrenin kendine ona itaat ettiğini sanan kaçık krallardır .Bu absürt insanların tümü kendi küçük gezegeninde yapayalnız olduklarını idrak edemeyen çocukluğunu yitirmiş yetişkinlerdir.

Tıpkı bu dünyadakiler gibi….

Bu gün Cizre’de, Nusaybin’de, Suriçin’de, Silopi’de, Dargeçit’e sadece çocukları öldürmüyorlar. Çocukluğumuzun da ırzına da  geçiyorlar. Her ölümün ardından tümümüzü boş vermişliğin, koşulsuz itaatin, kinin, öfkenin, nefretin  ve intikam duygusunun hüküm sürdüğü absürt bir evrene taşıyorlar. Nefret ve öfke belki farkında değiliz ama sadece savaş çığırtkanlarının değil herkesin ama herkesin aklını başından alıyor. Bütün ahmaklıklar ansızın sıradanlaşıyor. Yaşama dair her şey önce iğrelti duruyor, bir süre sonra  da nefret uyandırıyor.

–               Nüfus sayımı için bir gün dahi evde durmayı saçmalık olarak yorumlayanlara bir aylık sokağa çıkma yasakları dahi normalmiş gibi geliyor.

Jitem katliamlarının artık neredeyse naklen işleniyor da OHAL’İN ruhuna Fatiha okutan uygulamalar ARTIK dehşet uyandırmıyor.

Başlangıçta; insan üç gün, beş gün nasıl olur da sokağa çıkmaz. Ne yer ne içer diyenlere dahi şu ilce-ilde de sokağa çıkma yasağı başladı, haberini alınca sakince başını sallar oldu.

–                  Çok değil sekiz dokuz ay önce el üstünde tutulan barış girişimcileri, akil adamlar, diyalog taraftarlarına çoğunlukla yan gözle bakılıyor. Kısık sesle dahi konuşsalar neredeyse vatan hainliğiyle suçlanıyorlar. İşin kötü tarafı barış taraftarlarının önemli bir kısmı öldürülen bebek fotoğrafları ile karşılaştıkça savaşı bir gereklilik olarak görmeye de başladılar.

–                     Çatışmaların en amansız bir biçimde yaşandığı zamanlarda dahi Kürt coğrafyasında düğünler yapılırdı. Kürt televizyonlarının olmadığı gazetenin kentlere dahi zorluklar ulaştığı zamanlar düğünler çatışmalara karşı moral kazanma anı aynı zamanda da propaganda aracıydı. Şimdilerde Kürt coğrafyasında düğün yasaklamak gereken ayıp bir iş haline geldi.

–      Özellikle Amed, Şırnak ve Mardin ve ilçelerinde her ev Zaireci dükkanına dönüştü.

–             Çocuklar için çatışma oyuna dönüştü. Bu durum mesai saatleri satın alınmış babalar tarafından nicedir normal kabul edildi.

–               Seçim sonrası Başkanlık sistemine destek olur diye HDP’ye oy vermiyoruz. Diyenler. Yeniden sakız gibi ağızda çiğnenmeye başlanan; ülkenin bölünmez bütünlüğü için acaba başkanlığı desteklesek mi? diyorlar.

–                  Çatışma görüntülerini izleyip ardından magazin programı açmak tabi ki normal bir iş.

–      Dünyanın en vahşice katliamları yani çocuk ölümleri normal kabul edilmeye başlandı. Hatta zavallı kadının biri; öldüyse öldü yarın o çocuk terörist olmayacak mıydı erken teşhis hayat kurtarır, bile dedi. Ve sabah kalkıp işe gitti akşam eşiyle çocuklarıyla yemek yedi.

Velhasılı kelam ölen sadece çocuklar değil. Çocukluğumuz… Çocukluğunu yitiren bir nesil akıldan da duygudan da yoksun kalır, ne desen boştur. Çocuk cesetleri kokmasın diye buz poşeti ile saklanabilir, Taybet ana bir hafta sokaklarda yatabilir, savaştır ya da aman bana ne, der. Nice Roboskilere, diye twitterda paylaşım yapıp ardından iki de bir beğenilerini sayarlar.  Çocukluğunu yitirmiş bir halk gece Osmanlı hülyaları ile uyuyup sabah gözlerini Sibirya bozkırlarında vakti zamanında Fühlerin askerlerinin dolandığı vadilerde acar. Donuyordur da yahu burada ne işim var, deme gereği dahi duymaz…
Yüreğinde çocukluğundan küçücük bir kırıntı taşıyanlar dahi bilir savaşların ne denli aptalca bir iş olduğunu
Ve elbette ki Çocukluğunu yitiren her bir şeyini yitirmiştir ki neyi yitirdiğinin dahi farkında değildir.
son

(Aylar önce Robin’e bir hikaye kitabı yazıp, resimlerini de kendi ellerimle yapıp hediye etmek için gizliden çocuk kitabı formatın da çizimler yapmaya başlamıştım. Böylece Robine çok özel bir hediye vermişken sinirlerimi yıpratan savaşa karşı bana meşgale olacaktı. İlkin küçük prens çizimine kıyafetinde polisten kaçarken apartmanın damından düşen bir çocuk düştü. Ardından evde otururken öldürülen bir kız çocuğu, sokağa çıkma yasağında susuz kalan hane halkına su getirmek için sokaktaki çeşmeye giden başka bir çocuk, annesinin karnında iken annesi ile birlikte öldürülen bir bebek, altı aylık bir başka bebek, Diyarbakır Surları, Cizre’nin simgesi haline gelmiş kapı tokmağı…  Bu -fotoğrafı pek de iyi çıkmayan- resmi yapmaya başladığımda sokağa çıkma yasaklarından dolayı kırk üç çocuk öldü diye haber geçiyordu bültenler. Bu gün bu sayı elliyi geçti sanırım. Sanırım diyorum, çünkü belki de ben bu yazıyı yazarken katiller belki de bir defa daha çocukluğumu öldürdüler… )