Barış İçin Aktivite
Take a fresh look at your lifestyle.

Keskin: Sokağa çıkmayı sıklaştırmak gerekir

 “İnsan hakları mücadelesi bizim için artık bir yaşam biçimi” diyen İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, “Sokağa daha fazla çıkmak gerekir”

64

İSTANBUL – “İnsan hakları mücadelesi bizim için artık bir yaşam biçimi” diyen İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, “Sokağa daha fazla çıkmak gerekir” İfadelerini kullandı.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2 gün süren 19’uncu Olağan Genel Kurulu’nda İHD’nin mevcut Eş Genel Başkanları olan Öztürk Türkdoğan ile Eren Keskin yeniden başkan seçildi. Yeniden eş başkan seçilen Avukat Eren Keskin, nerelerde eksik kaldıklarına ve bundan sonra neler yapacaklarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘VAZGEÇİLMEYECEK BİR MÜCADELEDİR’
“İnsan hakları mücadelesi bizim için artık bir yaşam biçimi” diyen Keskin, “Bir süre sonra başka bir hayat düşünemiyorsunuz. Uzun süredir de ben insan hakları hareketi içerisindeyim. Arkadaşlarım bu dönemde eş genel başkan olarak görev yapmamı talep ettiler. Ben de kabul ettim” dedi. İnsan hakları savunucuları olarak hep “çok zor bir süreçten geçiyoruz” dediklerini belirten Keskin, “Yine zor bir süreç yaşıyoruz. Çünkü devletin yöntemleri farklılaşsa da zihniyet aynı olduğu için aynı baskı süreçleri bir şekilde devam ediyor. Bu nedenle de insan hakları mücadelesi bırakılamayacak bir mücadeledir. Eğer siz bunu çok içselleştirdiyseniz ölene kadar içinde var olacağınız bir mücadeledir. Onun için ben de bu yaşam biçimimin sürdürülmesi olarak görüyorum” diye konuştu.
‘HALKA ULAŞACAK ARAÇLARIMIZ ÇOK AZ’
İHD olarak eksik kaldıkları noktalara değinen Keskin, “Bizim eksik kaldığımız en önemli alan sesimizi kitlelere yeterince duyuramamak. Çünkü son derece totaliter bir devlet yapısı var. Yani devlet bütün argümanları kullanarak halkı da kendisine benzetiyor, inandırıyor. Yanlış bir resmi ideolojiye, yalan bir tarihe inandırıyor insanları. Ve siz bunun karşısında mücadele yürütüyorsunuz. Size anlatılanlar gerçek değil demeye çalışıyorsunuz. Ama sesinizi yeterince duyuramıyorsunuz. Bunun tabi ki birinci nedeni bizim önümüzün kapatılmasıdır. Yani resmi sistem tarafından önümüzün kapatılması, bizim halka ulaşacak araçlarımızın çok az olmasıdır” diye ifade etti. Eksikliklerin sadece bununla sınırlı olmadığını dile getiren Keskin, “Bizim de çabamız belki bugüne kadar yeterli olmadı. Bunu da biz kendi içimizde her zaman değerlendiriyoruz. Bir de şöyle bir durum var. Ben bunu sürekli dile getiriyorum. Hepimiz egemenimize benziyoruz. Çünkü biz bu coğrafyada yaşıyoruz ve bu coğrafyanın bize dayattığı militer, erkek egemen, feodal değer yargılarıyla besleniyor ve büyüyoruz. Bunu kırmak çok kolay olmuyor. Maalesef insan hakları mücadelesinin içinde de hala bu bakış açılarını kıramamış insanlar var. Bir eksiğimiz de bu. Ama bunları değiştirebilmek adına mücadeleye devam ediyoruz” diye belirtti.
‘DAHA ÇOK SOKAK’
Eksiklikleri aşmak için neler yapılması gerektiğine de işaret eden Keskin, “Aşmak için bir kere her şeyden önce maddi gücünüzün olması gerekiyor. Çünkü OHAL süreci ile birlikte birçok gazete, radyo, televizyon kapatıldı. Yani muhalif olan yayın araçları kapatıldı. Bu bizim sesimizi olağan üstü bir biçimde kısılmasına neden oldu. Ama sosyal medya var. Sosyal medya üzerinde de büyük bir baskı var ama sosyal medyayı daha fazla kullanmak bir de sokağa daha fazla çıkmak gerekir. Zaten İHD bir sokak örgütüdür. İHD sokakta var olmuştur. Bu nedenle sokağa çıkmayı daha sıklaştırmak gerekiyor. Daha çok insana ulaşmak, mahalleye ulaşmak, her şeyden önce kadınlar ve çocuklara ulaşmak, daha çok sokak olacaktır bundan sonra” dedi.
‘SOKAKTAN YÜKSELECEK İTİRAZLARDAN KORKTULAR’
Cumartesi Annelerinin eylemlerinin 700’üncü haftasından sonra yasaklanmasına ilişkin de konuşan Keskin, “Bunun tek nedeni devlet sokaktan korkuyor. Cumartesi Anneleri bu coğrafyanın en kabul edilmiş, en içselleştirmiş, en meşru görülmüş sivil itaatsizlik eylemidir. Ve 700 haftada çok büyük bir kalabalık orada toplanacaktı. Bence bu kalabalıklardan korktular. Çünkü resmi politika artık insanların canına tak etmiş bir durumda. Sadece fiziksel şiddet değil, ekonomik şiddette çok ağır boyutlara ulaşmış durumda. Çok sayıda insan işinden atıldı. Yani bireysel olarak devlet bu insanları hedef almadı. Aileleri hedef aldı. Aileler aç kaldılar. O nedenle herkes sesini bir yerden duyurmak istiyor ve Cumartesi Anneleri bunun için çok meşru bir alandı. Çok büyük bir kalabalık toplanacaktı. Bence bu büyük kalabalık devleti yönetenleri rahatsız etti. Çünkü Galatasaray Meydanı her türlü meşru hak talebinin dile getirildiği bir meydan olarak bilinir. Bu nedenle bu meydanı kapattılar. Bunun tek nedeni sokaktan yükselecek itirazlardan korkmaktır” değerlendirmesinde bulundu.
‘ÖNCELİKLE HASTA MAHPUSLAR MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ’
Cezaevinde bulunan hasta tutukluların durumuna dikkat çekerek, bunun öncelikleri olacağını ifade eden Keskin, şunları söyledi: “Hasta mahpusların durumu özellikle çok önemli. Bunlardan biri Fatma Tokmak. Benim çok eski müvekkilim. Kalp hastasıdır. Ve İnsan Hakları Vakfı ‘cezaevinde kalması kendisi için sakıncalıdır’ diye rapor vermiş bir kadındır. Buna rağmen Bakırköy Cezaevi hükümlüleri avukatlarla görüştürmüyorlar. Böyle büyük bir hak ihlaline imza atıyorlar. Her an yaşamını yitirebilir. Fatma gibi daha birçok hasta mahpus var. Burada sorun şu. Sadece Adli Tıp raporlarının insafına hapis edilmiş bir hasta mahpuslar topluluğu var. Adli Tıp bir resmi bilirkişi kurumudur. Devlet nasıl isterse öyle raporlar yazıyor. Oysaki bağımsız hekimlerin bağımsız merkezlerin raporlarının dikkate alınması gerekir. Ama Adli Tıpa kilitlenmiş durumdayız. Adli Tıp genel olarak herkese cezaevinde kalabilir raporu veriyor. İşte çok yakında Koçer Özdal yaşamını yitirdi bu yüzden. Cezaevinde hasta olduğu için defalarca kez dile getirmemize rağmen bırakılmadı ve cezaevinde yaşamını yitirdi. Bu konuda gerçekten çok büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Biz de tabi ki öncelikli olarak bu mücadeleye de devam edeceğiz.”
‘SİYASETİN İŞİ’
Keskin, “Hak arama bilincinin geliştiği kesimler var bir de gelişmediği ya da korkan kesimler var. Daha politik olanla daha çok uğradıkları haksızlıkları dile getirebiliyorlar. Kadınlar açısından da böyle. Mesela siyasi nedenle gözaltına alınan, şiddet görmüş bir kadın daha çabuk açıklıyor yaşadığı mağduriyeti ama adli nedenle şiddete uğrayan bir kadın aynı şekilde davranmıyor. Çünkü korkuyor insanlar. Yani Türkiye’de aslında Cumhuriyetten bu yana topluma dayatılan bir korku var. Eğer siz devletten farklı düşünürseniz ya da devleti şikayet ederseniz, başınıza iş gelir. Devletle uğraşılmaz. Böyle bir anlayış yerleştirilmiş insanlara. O nedenle de insanlar korkuyorlar ve çekiniyorlar başıma bir şey gelir diye. Bırakın devleti normal bir davada şahitlik yapmak istemiyor insanlar ‘başıma bir şey gelir’ diye.
Çünkü bu insanlarda yaratılmış bir korku var. Aslında korkuyla yönetilen bir toplumdan söz ediyoruz. O nedenle işimiz çok kolay değil. Biz ‘yaşadığınız bütün haksızlıkları hak ihlallerini dile getirin’ diye belirtiyoruz. Belki daha fazla broşürler, insanların haklarını anlatan metinler dağıtmak gerekiyor. Ama bu çok kolay bir şey değil. Çünkü oluşturulmuş bir insan tipi var bu coğrafyada. Yani devletten korkan, devlet ne diyorsa doğrudur diyen bir insan tipi. Bunu değiştirmek aslında birazda siyasettin işidir” diyerek, insan hakları savunucuları olarak kendileri de üzerine düşeni yapacaklarını söyledi.
‘HAK SAVUNUCULUĞUNU BIRAKMAYACAĞIM’
“İnsan hakları mücadelesi benim ve birçok arkadaşımın için bir yaşam biçimidir. Ben bunun dışında bir hayat düşünemiyorum. Tatile bile gidemiyorsunuz. Tatile gittiğinizde bile aklınız kalıyor. Böyle bir hayat bu” diyen Keskin, o nedenle hiçbir zaman hak savunuculuğunu bırakmayacağını ifade etti.