Doğrusu mu Hurşit Külter Yaşamayı Seçti

picsart_10-08-04-18-22

HURŞİT KÜLTER İÇİN DOĞRUYU MU İSTİYORSUNUZ, DOĞRU BAZEN ÖYLE DÜMDÜZ ANLATILACAK KADAR KOLAY DEĞİLDİR

Yannis V Yaylalı

Hurşit Külter’e gıyabında ölmüş gibi davranıp ağıtlar yakanlar, varlığında şeytan görmüş gibi taşliyorlar. Keşke Hurşit Külter’e öldü gözü ile bakılıp ağıt yakılmasaydi, belki bugün de şeytan görmüş gibi taşlanmazdı. Bakın 90’lı yıllarda Şırnak’ta askerdim. Aklımın ucundan bile geçirmiyordum esir düşmeyi, ne oldu peki Türkiye’de nerede ise herkesin nefret ettiği diye düşündüğüm PKK’nin eline ayağımdan vurularak esir düştüm.

Size bu zamana kadar hiç bir yerde söylemediğim, anlamadığım bir gerçekliği anlatacagim . Kürdistan’da savaş gerçeğini ve Kürdistan’da savaşanların ya da mücadele edenlerin psikolojisini, en azından o zaman devlet güçlerine bağlı olan bizlerin psikolojisini size anlatmak istiyorum.

Bir zamanlar PKK gerillası olan ve barış gurubu ile Türkiye’ye giren daha sonra tutuklanan ve hapishaneden çıktıktan sonra gazeteci olan Yüksel Genç ile bir söyleşi için konuşurken Gerilla ile asker arasında ilginç bir benzerlik ortaya çıkmıştı. Her iki güçte yer alan kişiler esir düşmektense ölmeyi yeğliyordu. En azından ben esir düşme anımı anlatırken, Genç’te gerilla için aynı durum söz konusu demişti.

Ben Gerilla’nın eline esir düştüğümde utancımı hiç bir kelime anlatamaz . Bana işkence edebilecekleri ihtimalini düşünmem bile bana bu kadar koymadı. Her şeyi ile lanetledigimiz ,dizanteri, sıtma gibi hastalıklı gördüğümüz gücün eline benim gibi vatansever birisi nasıl esir düşerdi. Ölseydim bundan bin kere daha iyiydi . Belki ben yaralı alınırken bir çok arkadaşım öldürülmüştü, bende ne sorun var ki ölmedim de sağ ele geçtim diye ve benzeri binlerce soru o günlerde beynimi kemirmiş ve kaç defa intihar eşiğinden dönmüştüm. Gerçekten o aşama da utancımı hiç bir şey anlatamaz.

Bu zamana kadar eksik anlattığım bir kaç şey var onlardan biri çok önemli bugün Hurşit Külter vesilesi ile anlatmak istiyorum.Bu zamana kadar sorduklarında PKK’nin ailem ile görüşme imkanını üç ay sonra bana verdiğini anlatırım. Bu anlatımda eksik olan kısım var. Aslında PKK ilk geldiğim günden itibaren üç aylık sürece kadar bana aralıklar ile ailen ile görüşmek istiyorsan seni görustürebiliriz dediği halde utancımdan bu görüşmeyi üç ay boyunca erteledim. Aileme o zaman ki aklım ile ne diyecektim, ki benim esir düştüğüm birlik benden sonra onlarca insanını kaybetmişti. Bunca insan yaşamını kaybetmişken, son kalan bombaları üzerinde patlatmaya korktum mu? O zaman bunu söylemeye hazır değildim.

Ta ki PKK yöneticilerinin yaşadığımız durumun savaş durumu olduğunu bana kavratıp, savaşlarda esir düşmenin de en az ölmek ya da, evine geri dönmek kadar normal kabul ettirdikleri güne kadar bu böyle sürdü. Ancak durumu biraz sağlıklı düşenebildigim dönemde ailem ile görüşmeyi kabul ettim. Yine de derinliklerde öyle izi kalmış ki , bugün ki Hurşit Külter durumu üzerine yaşanan polemikler bu durumu açıklamama yardımcı oldu.

Yüksel Genç arkadaş ile yaşanan savaş gerçekliğinde Kürt hareketi savaşçıları ile devlet güçlerinin benzerleştikleri yanları anlattığım kısmı hatırlayın ve benim anlatımlarımı bunun üzerine koyarak Hurşit Külter, ben ve benzeri durumu yaşayan bu savaşın mağdurları ile doğru empati yapılabileceğini düşünüyorum.

Bizde 40 senedir yaşanan savaşın travmalarını araştıracak, daha sonra bu travmaların atlatılması için kurumsal çalışmalar nerede ise yok gibi, iç savaş inkar edilince buna bağlı olarak travma merkezleri yada çalışmaları da ya yok gibi, ya da çok az, o zaman da herkes el yordamı ile yaşanan savaşın travmalarını atlatmaya çalışıyor, en azından öyle düşünmek iyi geliyor. Travma iyileştirilmediğinde üst yapı unsuru olan kültür gibi kendini sürekli geleceğe taşır.

Sonuç olarak bugün o yüzden tam bir faciayı hep beraber yaşıyoruz. Türkiye’nin batısı ve doğuşu şunu unutmasın, biz 40 yıldır yaşanan ve sonu gözükmeyen bu savaşın kurbanlarıyiz. Batısı ve doğuşu bu savaşın deliliğe varan sosyal travmasını yaşıyoruz. Yaptığımız tüm söylem ve yorumlarımız bizim , bu varlığımızdan bağımsız değil unutmayın. Hurşit Külter’e denmeyen söylenmeyen şey kalmadı. Kızıldere katliamından kurtulan Ertuğrul Kürkçü muamelesinden tutun da , hayatta kalmasından utananlara kadar, daha bir çok yorum var da yazmaya elim varmıyor. Her iki tarafda da ölüm hastalık derecesinde kutsanınca, asıl en kutsal hak olan yaşama hakkı teferruat oluyor. Aynı durumu biz 90’lı yıllarda esir düşen askerler de yaşadı. Bizden daha sonra esir alınan ve yurda dönen tüm askerlerde de yaşandı ölümü kutsayan genel mantik ‘keşke dönmeselerdi, keşke ölselerdi de bu durumu yaşasaydık ‘ diyordu.

Bugün Hurşit Külter gerçeğinde de şunu anladık ki savaşın yorgun, bitap düşürdüğü Kürt kamuoyundan da benzer homurdanmaların ve savaşın ölümde benzestirdiği tepkiler görmeye başladık. Bu durumun hiç iyi olmadığını söylememe bile gerek yok. Bu durumun böyle sürüp gitmesi hükümetin işine gelir, biz birbirimizi boğazlamadan önce ölümde değil de yaşamda birleşen güçlerin bu insanlık dezenformasyonunu düzeltmek için bir an önce harekete geçmesi gerekir.