Barış aktivistine evde özyönetim ilanı için 5 ay hapis cezası

BİA-Haber Merkezi 

Barış aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı’nın yargılandığı Halkı askerlikten soğutma iddası ile açılan davanın ilk duruşmasına “halkı askerlikten soğutmak suç değildir” demek ve hukuki anlamda dayanışma içinde olmak için Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Gökhan Soysal da katıldı.

Barış aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı ve Roboski ailelerinden Nejdet Encü hakkında Roboski katliamının 4. yıl dönümünü için vicdani ret çağrısı yaptıkları gerekçesiyle “halkı askerlikten soğutma suçu” kapsamında açılan davanın ilk duruşması bugün Uludere Asliye Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirildi.

Bugün Uludere adliyesinde  gerçekleştirilen duruşmaya “halkı askerlikten soğutmak suç değildir” demek ve hukuki anlamda dayanışma içinde olmak için Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Gökhan Soysal da katıldı. Duruşmaya ayrıca Roboski Katliamı’nda oğlu Hamza Encü katledilen Kadriye Encü ve barış aktivisti Meral Geylani de katıldı.

Geçtiğimiz yıl Roboski katliamının 4. yıl dönümünde vicdani ret çağrısı yaptıkları gerekçesiyle hakkında açılan halkı askerlikten soğutma suçlamasıyla yapılan yargılamada  Yannis Vasilis Yaylalı 1) Aynı mahkemenin 6 ocak günü ‘Halkı askerlikten soğutmak’ iddaası ile görülen duruşma da esasa dönük savunma hakkının bilerek gasp edildiği 2)  Mahkemenin Gerekçeli kararının ifade şekli ve yaklaşımı , hakimin anti-militaristlere, vicdani retçilere yaklaşımın da tarafsız olmadığı  gerekçesi ile ‘retti hakim’ yaptı. Ancak mahkeme reddi hakim talebini reddetti.

Daha sonra söz alan Vicdani Ret Derneği Eşbaşkanı Avukat Gökhan Soysal, halkı askerlikten soğutmanın suç olmadığını, halkı askerlikten soğutmayla ilgili TCK’nin 318. maddesinde yer alan suçun uluslararası sözleşmelere ve anayasaya aykırı olduğunu, ilgili maddenin Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetiminden geçmesi gerektiğini vurguladı. Bununla ilgili mahkemeye 9 sayfalık bir dilekçe sundu.Uludere Asliye Ceza Mahkemesi hakimi bu talebi de reddetti.Açıkladığı vicdani ret açıklaması nedeniyle aynı davada sanık durumunda bulunan Necdet Encü ise duruşmaya katılmadığı için hakkında zorla getirme kararı çıkarıldı. ‘Halkı askerlikten soğutmak’ iddaası ile Uludere Asliye Ceza mahkemesinde görülen duruşma   26/05/2016 tarihine ertelendi

PicsArt_03-04-12.14.20

Resim: Meral Geylani

Evinde Özyönetim ilanı yapan barış aktisvistine 5 ay hapis cezası

Başkanlık sistemini isterken özerkliği ya da öz yönetim isteğini görmemek, ormanı isterken ağacı görmemek gibidir. kamuoyuna her ne kadar faşizm Almanyası örneği verilerek başkanlık sistemi ‘PİAR’ı yapılsa da , şu çok açık görülmelidir ki öz yönetim ya da özerklik ya da federatif yapı olmayan Başkanlık sistemi dünyanın hiç bir yerinde yoktur. O yüzden kanlı bir PİAR süreci yerine , kendileri için çok geçmeden  halkların ve inançların talebi haline gelen özerklik yada öz yönetim modelleri ile yüzleşmelidir

“Devletin asker, polis, zulüm ve katliamının olduğu yerde öz yönetimimizi ilan ediyoruz” diyerek kendi evlerinde öz yönetim ilan eden barış aktivistleri Meral Geylani ve Yannis Vasilis Yaylalı hakkında “halkı kanunsuzluğa tahrik” etmek gerekçesiyle başlatılan soruşturmanın ilk duruşması bugün  Uludere Asliye Ceza mahkemesinde görüldü.  Evde Öz yönetim ilanı açıklaması nedeniyle görülen davada da Meral Geylani beraat ederken, Demokrat Haber’ de ki  ‘Öz yönetim En Meşru Haktır’  yazısı yüzünden  Yannis Vasilis Yaylalı ise 6 ay cezaya çaptırıldı. Duruşma sırasındaki hal ve tavırları mahkeme tarafından göz önüne alınarak Yannis Vasilis Yaylalı’nın cezası 5 aya düşürüldü. Yannis Vasilis Yaylalı ise yaptığı açıklama ile ” Biz yurttaşların yaptıkları ya da söylediği şeyleri didik didik edenler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir’ deyince hiç bir şey yapmıyorlar. Fakat biz Öz yönetim hakkı ile ilgili eleştiri getirdiğimizde bir çok cezalandırmaya maruz kalıyoruz.

Bize ceza yağdıranlar söz konusu devlet erkanı olduğun da ise kılları kıpırdamıyor. Şunun açıkca görmek gerekir , Başkanlık sistemini isterken özerkliği ya da öz yönetim isteğini görmemek, ormanı isterken ağacı görmemek gibidir. kamuoyuna her ne kadar faşizm Almanyası örneği verilerek başkanlık sistemi ‘PİAR’ı yapılsa da , şu çok açık görülmelidir ki öz yönetim ya da özerklik ya da federatif yapı olmayan Başkanlık sistemi dünyanın hiç bir yerinde yoktur. O yüzden kanlı bir PİAR süreci yerine , kendileri için çok geçmeden  halkların ve inançların talebi haline gelen özerklik yada öz yönetim modelleri ile yüzleşmelidir.Tüm bu yapılan katliam, baskı ve yıldırma politikalarından sonra geriye ne  kadar hukuk kalmışsa ya da hukuksal bir alan onu kullanmaya çalışacağım.Hakkımda verilen hüküm kararını temyiz edeceğim” dedi

 

Son dönemler de mahkemeler aracılığı ile kendilerine karşı gelişen yönelim üzerine  barış aktivistleri Meral Geylani ve Yannis Vasilis Yaylalı yazılı bir açıklamada bulundu:

Bu Güne Kadar Susmadık , Bundan Sonra da Susmayacağız, Savaş suçuna ortak olmaktansa barış suçu işlemeye devam edeceğiz

Hani anayasanın eşitlik ilkesi ,güvenlikçi yaklaşım hep bize kalırken yasaların özgürlükçü yaklaşımı ya da yorumlanması neden iktidar ve çevresine düşüyor. Hayır bizim ceza almamız ve hapse girmemiz bunca ölümün kanın savaşın önünü alacaksa elbette hay hay deriz . Fakat bu böyle olmayacaksa o zaman bir an önce bugün yaşadığımız ve her gün onlarca insanımızı kaybettiğimiz deli saçması savaşı sonlandırarak barış içerisinde tüm zenginliklerimiz ile nasıl yaşayacağız bunun formülüne beraber karar vermeliyiz. Şu özlü söz ile bitirelim Başkanlık sistemini isterken özerkliği ya da özyönetimi isteğini görmemek, ormanı isterken ağacı görmemek gibidir bunu unutmayalım.

Bugün buraya gelerek bize destek veren Roboski aileleri , dostlarımız ve yoldaşlarımızın bize verdikleri destek direkt olarak savaş karşıtı tutumumuza ve barış istemimize verdiği destek olarak ifade etmek gerekiyor . Bu tutumlarından dolayı ailelerimize ve arkadaşlarımıza öncelikle çok teşekkür ediyoruz. Öncelikle Roboski ailelerinin AYM’ye başvurmasından 20 ay sonra 53 başvurucudan üçünün evrakları eksik teslim edildiği gerekçesi ile ret edilmesini kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. AYM’nin verdiği bu karar Roboski katliamı dosyasında ile zamana yayarak unutturma konseptinin hala devrede olduğunu da göstermektedir. Bu konu da kamuoyunun daha duyarlı olması çağrısını da buradan yapmak istiyoruz.

90’lı yıllarda bu coğrafya da yapılmayan kalmadı, Köy yakmalarından tutun, zorla köy boşaltmaları ve zorla koruculaştırmalara kadar, bu halka karşı yapılmayan ne kaldı. Yer gök Türk’e biat etsin diye yapılmayan  katliam kalmadı, peki sonuç ne oldu, bir şeyi yok saydığın zaman o sorunu çözülüyor  mu?  Ardınız da binlerce yakılmış köy bıraktınız, 400’ün üzerinde toplu mezar bıraktınız, yaptığınız savaş da 100 bin’den fazla insan yaşamını yitirdi , milyonlarca insan yerinden yurdundan oldu da ne oldu, neyi çözdünüz size soruyorum. O yıllar da bu coğrafyaya zalimlikten ve zulümden başka ne getirdiniz.

Bugün aynı yöntemler ile şehirleri, top ve tanklar ile teslim almaya çalışıyorlar. Yüzlerce sivil bu savaşta yaşamını yitirdi. Işid’i Kobani’ye yapamadığını bugün devlet  kendi halkına karşı Cizre’de , Silopi’de ,Sur’da  Nusaybin’de ve bir çok  il ve ilçe’ de yaptı ve yapmaya devam ediyor. Dün bu coğrafyanın dağların da köylerinde yaptığımız hatayı bugün TC devletinin çok acımasız şekilde bu coğrafyanın şehirlerinde uygulamakta olduğunu görmekteyiz.  90’lı yılların acısı ve travması ile yüzleşemeden, yeni ve daha tehlikeli bir savaşın içerisine girildiğini görmekteyiz. Bu zamana kadar diğer hükümetlerinin başaramadığı ‘bir arada yaşama duygusu’ ne adı altında olursa olsun bugün yürütülen bu savaş ile yok olabilir. Bu sürecin büyük handikaplarına  karşı Savaş karşıtı, anti-militarist ve Barış aktivistleri olarak  bir kere daha Devleti duyarlılığa  ve  bu savaşı sonlandırarak tekrar müzakere sürecine dönmeye çağırıyoruz. Devlet çözüm sürecini terk edip , savaş sürecine başladığından beri, Kürt halkına karşı yürütülen bu savaşı sorgulayan  anti militaristleri , savaş karşıtlarını ve  barış mücadelesi verenleri hedefine koymuş durumda olduğunu görmekteyiz.

24 temmuz sonrası başlayan  ve bugün  nerede ise iç savaşa dönüşmeye yüz tutmuş sürecin etkisi ile hakkımızda    ‘HALKI ASKERLİKTEN SOĞUTMAK’tan  ve ÖZYÖNETİM soruşturmaları açılmış ve , bugün ise bu durum mahkemeye dönüşmüş durumdadır. Savaşın fiili olmadığı dönemlerde nerede ise kadük durumuna düşen TCK 318.madde yani ‘Halkı askerlikten soğutmak ‘ suçu yeni savaş dönemi ile birlikte tekrar devreye sokuldu. Halkı askerlikten soğutmak diye bir suç olamaz, TCK’ de Halkı askerlikten soğutmak diye tanımlanan garabet durum aslında varlığını zorunlu askerliğin korunması ve vicdani rettin tanınmamasından alır. Bu yüzden bu durum bir an önce düzeltilmeli ve  2006 yılından itibaren düzenli şekilde Avrupa konseyi bakanlar komitesinin istediği düzenlemeleri Türkiye devleti bir an önce yerine getirmeli ve bu düzenlemeleri yapmalıdır.

Bir kere daha 90’lı yıllar da olduğu gibi Türkiye büyük bir kışlaya çevrilmeye çalışılıyor. Biz bu büyük kışla’ da yeniden asker olmayı ret ediyor,  susarak bu savaşa ortak olmak istemiyoruz. Bu yüzden sizin bugün suç gördüğü ve bu uğurda bizi cezalandırmak için sürekli karşımıza çıkardığınız Halkı askerlikten soğutma fiilini toplumumuzun normalleşme için olmaz ise olmaz gördüğümüz için savaş suçuna ortak olmaktansa barış suçunu seve seve işlemeye devam edeceğimizi buradan bir kere daha deklere ediyoruz.

Bugün buradan Türkiye’nin büyük bir kışlaya dönmesini istemeyen savaş karşıtlarına, anti militaristlerine, vicdani retçilerine de seslenerek, bugün değilse ne zaman diyerek bir adım daha ileri çıkarak, bu deliliğe karşın sesinizi daha fazla yükseltin diyoruz

Hakkımızda açılan Özyönetim meselesine ve bize bu yüzden açılan davaya da bakış açımız, Halkı askerlikten soğutmak fiilinde olduğu gibi yine özgürlükçü temelde olup, güvenlikçi bakış açısının bizi 90’lı yıllardan daha da öteye götüreceği oldukça açıktır. Bu kadar halk ve inanç zenginliği olan kaç ülke biliyoruz, işimiz bu zenginlikleri zapturapt altına almak değil, bu zenginlikleri kaybetmemek için neler yapabileceğimizi tartışabilmeli ve eski yolların bizi nereye götürdüğü bugün oldukça açık görüyoruz o zaman hep beraber yeni bir yol bulmalıyız. Hakkımızdaki özyönetim soruşturmasını yürütmüş olan savcı, Uniter bir devlet yapısına sahip olduğumuzu bu yüzden de Özyönetim çağrılarının suç olduğunu söylüyor. Bu çağrı ya da istem ABD gibi federatif bir yönetime sahip olan yerde zaten istenemez, çünkü orada zaten bir özerklik ya da özyönetim vardır. Bu kadar zengin halk ve inanç zenginliğine sahip olan coğrafyamız, maalesef darbeci 80 anayasasının getirdiği çoğulcu olmayan Uniter devlet yapısına sıkışmış durumdadır.

Doğal olarak da özyönetim, ya da özerklik gibi hak talepleri bu sıkışmışlıktan kurtulmak için bizim gibi ülkelerde istenmeyecek de nerede istenecek. Bu bir ayıptır ,bir devlet kendisine yurttaşlık bağı ile bağlı olan insanlara savaş yerine barış ve huzur götürmelidir. Anayasa kutsal bir metin değil, hatta devletin kendisi de öyle kutsallığı olan bir yanı yok kutsal olan şey insanın kendisidir, rengi, dili, kültürü ,inancı yüzünden kimse kimseden üstün değildir .Bu yüzden devlet ve kurumları bizlerin peşine düşmek yerine kimse herhangi bir şey istemeden yurttaşlarının ihtiyaçları neyse onu yerine getirmelidir, bu getirilmiyorsa o zaman devlet ile yurttaşın birbirlerine olan hak ve sorumlulukları tartışmalı hale gelir. Biz yurttaşların yaptıkları ya da söylediği şeyleri didik didik eden savcılar bakın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Türkiye’nin yönetim sistemi bu anlamda değişilmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu fiili durumun Anayasal olarak kesinleştirilmesidir’ dedi ve bugün herkes biliyor ki fiili başkanlığı uyguluyor neden kimse harekete geçmiyor.

Hani anayasanın eşitlik ilkesi ,güvenlikçi yaklaşım hep bize kalırken yasaların özgürlükçü yaklaşımı ya da yorumlanması neden iktidar ve çevresine düşüyor. Hayır bizim ceza almamız ve hapse girmemiz bunca ölümün kanın savaşın önünü alacaksa elbette hay hay deriz . Fakat bu böyle olmayacaksa o zaman bir an önce bugün yaşadığımız ve her gün onlarca insanımızı kaybettiğimiz deli saçması savaşı sonlandırarak barış içerisinde tüm zenginliklerimiz ile nasıl yaşayacağız bunun formülüne beraber karar vermeliyiz. Şu özlü söz ile bitirelim Başkanlık sistemini isterken özerkliği ya da özyönetimi isteğini görmemek, ormanı isterken ağacı görmemek gibidir bunu unutmayalım.

Roboski’de Yaşayan Barış aktivisti: Meral Geylani & Yannis Vasilis Yaylalı

(YVY)