Aslı Tek, Siz Hepiniz

PicsArt_09-04-09.17.16

Mehmet Lütfü Özdemir

“Askere gitmeyin, ölüme ‘Emret komutanım!’ demeyin.”
Aslı Erdoğan

Bir ‘erkek’ olarak kadın arkadaşlarımızın vicdani ret açıklamalarını hep önemsemiş ve desteklemişimdir. Kadınların vicdani reddi, bana göre biz ‘erkek’lerin reddinden daha önemlidir. Ataerkin ortaya çıkışı aynı zamanda sömürünün, sınıfların, savaşların, sınırların ve saldırılarında ortaya çıkışı demektir.

Bu yüzden kadınların vicdani reddi, ataerkil temelinde; devlete, sermayeye, ruhban sınıfına, sınıflara, sınırlara, savaşlara ve sömürüye karşı atılmış mükemmel bir tokattır, yumruktur!!

Şimdilik kadın arkadaşların attığı tokatların ve yumrukların sesi ‘cılız’ çıkıyor olabilir ama özgürlük için mücadele eden kadınların varlığı yeter! Bir gün mutlaka ama mutlaka o yumrukların ve tokatların sesi yeryüzündeki tüm zalimlerin suratlarında patlayacak ve sokaklarda yankılanacaktır!

Aslı Erdoğan’da ataerkiye, sınıflı topluma, devlete, sömürüye ve savaşlara kelimeleriyle tekme tokat dalan birisidir. Cümlelerimdeki ‘tokat, yumruk’ vb. kelimelerin, biz ezilenlere karşı binlerce yıldır devletler tarafından uygulanan sistematik bilinç tecavüzü ve şiddetinin yanında az bile kaldığını düşünerek ifade ediyorum!

* * *

Aslı tek siz hepiniz!

İsterseniz yanlış anlayın ama Aslı Erdoğan sizi kelimeleriyle dövmüştür! Sonra siz de kalkıp elinizdeki güç ile bu dayağa karşı intikam almak için tüm ‘ataerki mahalleyi’ toplayıp Aslı’nın üzerine gidip onu hapsetmişsiniz! Oldu mu bu şimdi? Azcık ‘delikanlı’ olun!! Aslı’yı cezaevine atarak güya onu yok etmişsiniz, güya sesini kısmak istemişsiniz! Çünkü bir tek vicdani sözünüz, adımınız yok! İnsan için, doğa için bir tek doğru ve dürüst kelimeniz ve eyleminiz yok! Çünkü korkak ve cahilsiniz! Kelimelerden, vicdandan ve düşünceden daha da iyisi kadınlardan korkuyorsunuz!

Aslı şahsında kadınları ve ezilenleri, adaletsizliklere karşı verdikleri mücadeleden dolayı hapsetmeniz, eleştiriden, mantıktan, akıldan, kalpten, özgürlükten nasıl da korktuğunuzu apaçık göstermektedir!!

Bir tek Aslı, bir kadın tek başına bütün sisteminizi başınıza geçirmiştir! Kelimelerle, cümlelerle yediğiniz dayağın acısını, düşünceye ve vicdana kelepçe takarak almak istemişsiniz ya hani; işte siz çok ama çok acınacak halde ve de komiksiniz!

* * *

Aslı Erdoğan, 13 Nisan 2014 Pazar tarihinde Militarizm / Anti-militarizm üzerine düzenlenen bir dizi panelde konuşmacıydı.. Militarizmin siyasi, kültürel ve toplumsal boyutları, savaş politikaları, savaş karşıtlığı ve anti-militarizm, vicdani ret hakkı ve Türkiye’deki vicdani retçiler, TCK 318 (halkı askerlikten soğutma) gibi konuların mercek altına alındığı bu panellerde, Aslı da ‘ataerkillik ve militarizm’ üzerine kısa bir sunum yapmıştı..

Aslı bu panelde yaptığı sunumdan derlediği bazı önemli notları bir gün sonra Özgür Gündem gazetesindeki köşesine taşıdı. “Athena’nın gizli çekiciliği” başlığını taşıyan yazısı şöyle:

“Bariz olanı anlatmak… En iyimser tahminle binlerce yıldır, yani bilinen tarihimizin, kan ve acıyla dolu, görkemli tarihimizin en başından beri, bizi biçimlendiren, yarattığımız her kurumun ve ilişki tarzının harcındaki ataerkilliği birkaç dakikada özetlemek… Bariz olanın ne denli derinlere kök saldığını anlamaya, yaygın ve alışılmış olanın barizliğini gizleyen maskelerde, insanın kendi gözünden bile gizleyen maskelerde bir çatlak açmaya çalışmak… ‘Devlet’, ‘vatan’, ‘şeref’, ‘cesaret’ gibi kutsallığı kendinden menkul kavramların kalkanında, hala dokunulmazlığını koruyan ‘erkeklik’ kavramının neden ve nasıl oluşturulduğunun, nelere hizmet edip neleri meşrulaştırdığının izini sürmek…

‘Erkeklerin hata yapması alışılmadık bir durum değil. Erkek erkektir. Kadın erkek kavgası sonrası kadınlar tecavüze uğradıklarını söyler.’

Hindistan’da bir siyasetçinin sarf ettiği, tecavüzü meşrulaştıran bu cümleler elbette çok tepki çekti. Türkiye’de popüler bir figürün şu cümleleriyse, görebildiğim kadarıyla, erkekler dünyasının hınzırca gülümsemeleriyle karşılandı. ‘Yanına iki yaverini almış gidiyor, o nereye, biz oraya…’ Kadına uygulanan şiddet, uç boyutlara vardığında, cinayet ve tecavüz vb., elbette tepki gösterenlerin, erkekleri – ya da ‘erkekliği’ – öldürmedikleri, tecavüz filan etmedikleri sürece, ‘kadına’ karşı her türlü ‘etik duruştan’ muaf tutan bu anlayıştan, yani bariz olandan başlayalım.

Militarizm ve toplumsal cinsiyet… Kritik, iç içe geçmiş kavramlar… Militarizm, toplumsal cinsiyet rollerini belirginleştirerek ve bu roller arasında hiyerarşik ilişkiler kurarak vücut bulur. Erkeklik kavramıyla özdeşleştirilen ordu, siyasi ve toplumsal alanda da hükmeder, kaba kuvvetin, şiddetin meşrulaştırılmasına yol açar.

‘Kadın’ ve ‘erkek’ arasındaki, erkek egemen sistemin mümkün kıldığı tek ilişki biçimi, ezen-ezilen ilişkisi, diğer tüm ilişkileri de biçimlendirir. Şiddet, her zaman birebir silah yoluyla uygulanmasa da, aynı anlayışla, ‘erkek’ hakimiyetini artırmak ve kalıcı kılmak için uygulanır. Temelinde ayrımcılık olan başka ideolojilerle, ırkçılık gibi, beslenir ve onlara yol gösterir. Hayatın her alanına yayılarak, bir türlü kurtulamadığımız şiddet sarmallarını meydana getirir, gündelik hayatta tekrar tekrar içine düştüğümüz ‘etik çukurlar’ kazar bize.

Baskıcılık, zorbalık, tektipleşme ve tektipleştirme, emir komuta zinciri, koşulsuz itaat alışkanlığı ve talebi… Tarih kitaplarındaki kahramanlık hikayelerinden, görkemli dizilere, sabah akşam söylenen marşlardan ‘en büyük asker bizim asker’ sloganlarına, asistanına hakaret eden hocadan mahkemede bacak bacak üstüne atanı azarlayan yargıca, eve geç gelmek, fazlaca konuşmak, istediğiyle istediği an birlikte olup istediği an ayrılmak gibi ‘suçlar’ işleyen kadına her türlü şiddeti mubah gören anlayıştan, ‘ne de olsa erkek erkektir’ cümlesine hep birden, toplu kabulle gülümsememize neden olan o çok acıklı ‘hayat derslerimize’, bizi ‘adam eden’ o hayat derslerine dek…

Ataerkillik ve militarizmin iç içe geçmediği, içten içe zehirlemediği tek bir kurum, ilişki, birey, hikaye, hayat hikayesi vb bulmak mümkün mü, diye umutsuzca sormadan edemiyor insan. En iyimser tahminle, son birkaç bin yıldır… ‘Ben bir kadından doğmadım,’ diyen ve erkek egemenliğine bir tehdit olarak algılanan kadınlığın nasıl dize getirtileceğini bizzat erkeklere öğreten, demokrasinin doğduğu kente adını vermiş Athena’dan beri…”

* * *

Aslı’nın biz ‘erkek’ler içinde mücadele ettiğine ve bizleri de özgürleştirmek için tüm kalbiyle çabalayıp mücadele ettiğine tüm kalbimle inanıyorum.. ‘Halkı askerlikten soğutmak’ gerekçesiyle yargılandığım mahkemede bacak bacak üstüne atıp savunma vermiş, vicdani retçi ve antikapitalist bir birey olarak Aslı Erdoğan’ın mücadelesini sonuna kadar destekliyorum.

Vicdani retçi, anti-militarist ve şiddet karşıtı olan Aslı Erdoğan özgür değil fakat kelimeleriyle zalimleri dövmeye devam ediyor! Aslı içerde ama hayaleti dışarıda tüm yeryüzünü geziyor..

Sahi, birimiz dahi köleysek hiçbirimizin özgür olmadığını anlamak için çok mu geç? Ataerkile, militarizme, kapitalizme karşı reddetmek için çok mu geç?

Öyleyse haydi Aslı için reddedelim.. Aslı Erdoğan için herkesi vicdani reddini açıklamaya davet ediyorum..

Fikirleri, düşünceyi içeri tıkamaz, vicdanı cezaevlerine kapatarak hakikatin üstünü örtemezsiniz!

Gerçekler her zaman bir yerden tokat gibi suratınıza inmeye devam edecek, unutmayın!!