Asimilasyoncu Köy Enstitüleri ve Sol tutum

kett-600x250

Asimilasyoncu Köy Enstitüleri ve Sol tutum

Tamer Çilingir

BirGün gazetesi yeni bir yazı dizisi başlatmış.
Konu: Köy Enstitüleri
Gerçi bu konuda BirGün gibi düşünen ve davranan bir çok kesim olduğu çok açık. Bu yanıyla gocunması gerekenler yaraları olan BirGün gibilerdir de aynı zamanda…

Serbay Mansuroğlu tarafından hazırlanan yazı dizisin ilk bölümünde (17 Nisan 2016) Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı Erdal Atıcı’nın görüşlerine yer verilmiş.
20.yüzyılın başlarında Anadolu’daki okuma yazma oranın düşüklüğü ve halkın çağın gerisinde kalmasının gerekçesi açıklanarak başlanmış yazıya.
Deniyor ki; Osmanlı devletinde uygulanan eğitim sistemi üç kanallı idi ve bu eğitim sistemi üç ayrı görüşte ve sürekli birbiriyle çatışan bir toplum ortaya çıkarmıştı. Medreselerde dinsel eğitim, azınlık ve yabancı okullarda milliyetçi eğitim, Tanzimat okullarında ise batılı tarz eğitim olarak açıklanıyor bu üç kanallı eğitim.
Ve ek olarak da deniyor ki, bu üç kanallı eğitim sistemi ilerlemenin, modernleşmenin ve ulus olmanın önünde engeldir.

Çağın gerisinde kalmış Anadolu halkı tanımında bir sıkıntı vardır. 1914’e kadar yazıda Anadolu diye tanımlanan topraklarda, Ermeni ve Rumlara ait yüzlerce okul, tiyatro salonu, edebiyat, müzik, resim, seramik alanında örgütlü yüzlerce dernek, bu dernekler aracılığıyla ya da onlardan bağımsız bir çok dilde kitap, gazete ve dergi çıkarılmaktadır. Gerileyen Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde aydınlarını, entelektüellerini , sanatçılarını çıkarmış ulusal bilinci şekillenmiş Rum ve Ermenileri yok sayıp böyle bir tanım yapılması şaşırtıcıdır. Çağın gerisinde kalan Anadolu halkı değil, çağın ilerisinde olan ve binlerce yıldır o topraklarda yaşayan örgütlü, aydın kesimleri soykırımlarla yok eden başta İttihatçılar olmak üzere Cumhuriyeti kuran Kemalistlerdir.
Okuma yazma oranının çok düşük oluşundan yakınılıyor üstelik. Bir aydınlanmaya ihtiyaç hasıl olmuş. Memleketin okuma yazma bilenlerini tehcirlerde, ölüm yürüyüşlerinde, idam sehpalarında katleden, geride kalanları da sürgün eden kim?

BirGün’deki Köy Enstitüleri güzellemelerine girmeyeceğim ama gerçekte Köy Enstitülerinin ne için kurulduğu neye hizmet ettiğini anlatmak gerekiyor.

 

KÖY ENSTÜTİLERİNİN KURULUŞU
1942 yılında kurulmasına ilişkin karar çıkan Köy Enstitülerinin en önemli amacı Cumhuriyetin yani resmi ideolojinin yaygınlaşmasını sağlayacak öğretmenler yetiştirmekti.

Enstitüleri inşa etme görevi tümüyle köylüye ve buralarda eğitim görecek öğrencilere angarya olarak yüklenmişti. Civar köylerden eğitilmek üzere toplanan çocuklar, dağlardan sular taşıyarak, yemeklerini kendileri yaparak, yollar ve köprüler kurarak, eğitim binaları, yurtlar, aşevleri, işlikler inşa ettiler. Ve sonunda kendilerinin inşa ettikleri bu okullarda okuma “fırsatı” kazandılar. Kentlerde okuyan çocukların okulları devlet tarafından inşa edilirken, köylüler bir yandan devlete vergi vermek, öte yandan okullarını, yollarını kendileri yapmak zorunda bırakılıyorlardı. Ne de olsa onlar “milletin efendileri”ydiler!

1948 yılına gelindiğinde 21 Köy Enstitüsü’nden 20 bin öğrenci mezun olmuştu. Bu öğretmenler kendi köylerinde eğitim vermek zorundaydılar ve 20 yıl zorunlu hizmet yükümlülükleri vardı. Maaşları da kırsal alanların geçim endeksine göre belirleniyordu. Yani çok düşüktü.

Ayrıca 1942’de Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsüne, başarılı mezunların sınavla alınacakları ve üç yıl eğitim görecekleri bir yüksek köy enstitüsü de eklenmişti. Toplam 204 mezun veren bu enstitü 1947’de CHP iktidarı altında kapatılacak ve yeni milli eğitim bakanı R. Şemsettin Sirer’in önderliğinde gerçekleştirilen bu hamle enstitülerin kaderinin de belirlendiği bir dönüm noktası teşkil edecekti. 1950’de Demokrat Partinin iktidara gelmesinin ardından Köy Enstitülerinin ders programları klasik öğretmen okullarının programlarıyla birleştirildi ve 1954 yılında bu kurumlar tümüyle kapatıldı. [1]

 

ASİMİLASYONU YAYGINLAŞTIRMAK
Ana dili Rumca, Kürtçe, Ermenice olan küçük yaştaki çocuklar aynı Osmanlı’daki devşirme yöntemleri ile bu okullara toplanıyor, öncelikle Türkçe okuyup yazmaları öğretiliyordu.
Cumhuriyet öncesi dönem ve özellikle resmi tarihin en büyük masalı ‘’Kurtuluş Savaşı’’na dair, çocuklar Kemalist bakış açısıyla zehirleniyordu.
Okullarda, Türk milliyetçiliği, Türk Antropometri, Güneş Dil Teorisi, Türk Tarih Tezi başlıklarıyla işleniyordu.
CHP bu okulların feodalizmin tasfiyesi amacıyla kurulduğu propagandasını yapıyor, köylüyü aydınlatmayı ve kalkındırmayı amaçladıklarını söylüyordu.
Oysa 20.yüzyılın başında memlekette Ermeni ve Rumlara bire beş veren topraktan artık bire bir bile alınamıyordu. Tarımda, zenaatda hayli başarılı olan Ermeni ve Rum köylüsünü soykırım ve sürgünlerle yok eden anlayış, şimdi feodalizmin tasfiyesinden söz ediyordu.

Köy Enstitüleri’nin kapatılması süreci aslında daha CHP iktidardayken başlamıştı. 1946 yılında bu projenin sahibi Hasan Ali Yücel ve İsmail Tonguç gibi kadrolar komünistlik suçlamasıyla görevden alınmışlardı. Okullara yönelik anti-komünistlerce yapılan değerlendirmeler Kemalist kadroları da  yeni bir ayar yapmaya yönlendirmişti. Nihayet Demokrat Parti iktidara geldikten sonra okullar 1954 yılında kapatıldı. Aslında bu okullar bir alt yapının oluşturulmasını sağlamıştı ve o güne kadar ki misyonunu tamamlamıştı. Zira isimleri ve kimi uygulamaları değiştirilerek tüm eğitim kurumlarına uyarlandılar.

 

ADOLF HİTLER GENÇLİK OKULLARI
İlginç olan bu okullara yönelik kampanyaların anti-komünist bir çizgiyle sürdürülmesiydi. Oysa örnek alınan sistem faşist ülkelerdeki uygulamalardı.

Mustafa Kemal, eğitimin temel amacını “Çocuklarımıza ve gençlerimize vereceğimiz tahsilin sınırı ne olursa olsun, onlara esaslı olarak şunları öğreteceğiz milletine, devletine, TBMM’ye düşman olanlarla mücadele” olarak görmekte, eğitimin fazla kuramsal olmasını istememekte ve eğitimin pratik sonuçlara yönelmesi gerektiğini ifade etmekteydi: “Yazarların ve nazariyatçıların bir taraflı dinleyicisi vaziyetinde kalan Türkiye’nin çocukları hayata çıktıkları zaman eleştirel, karamsar, milli bilince ve disipline riayetsiz kitleler teşkil ederler demektedir.” Aslında okullar bir nevi asker millet yetiştiren sivil kışlalar gibi algılanmışlardı. Nitekim öğretmenleri de irfan ordusu olarak gören Atatürk’e göre irfan ordusu asker ordusu kadar kutsal görevini “ölen ve öldüren asker ordusuna niçin öldürüp niçin öldüğünü öğreterek yerine getirir.” demektedir. Öyle ki enstitülerde “öğrencilere” tahta tüfekle talim yaptırılan “askerlik” derslerinin ağırlığı öğretmenlik meslek dersleriyle aynıdır. Nitekim KE fikriyatının “mucidi” Tonguç kurmayı düşündüğü okullar için inceleme yapmak üzere 1938’de Faşist idarelerce yönetilen Bulgaristan, Macaristan ve Almanya’da bulundu. Tonguç’un bu gezisinden kısa bir süre sonra bu ülkeler faşist bir blok oluşturarak, II. Dünya Savaşı’nı başlatacaklardı. Bu gezisinde Tonguç’u etkileyen okulların başında Adolf Hitler Gençlik okulları ve Zorunlu İş Hizmeti Örgütleri gelmektedir. Engin Tonguç’da babasının bu okullardan etkilendiğini, açıkça belirtiyordu: “Bu okullarda Askerlik hizmeti öncesinde gençler iş hizmeti kamplarında toplanır bunlara ayrıca okuma yazma da öğretilirdi”[8] Zaten bu okullarla Enstitülerin eğitim programları ve yetiştirilmek istenen insan tipleri arasında da büyük benzerlikler vardır. Nitekin 1934 yılında kurulan “Adolf Hitler Okulları parti için propagandacı yetiştirmekle görevlendirilmişti. …Ve bu okullarda Alman Irkının üstünlüğü üzerine dem vurulan yeni bir tarih yazılıyordu”[2]

Bugün AKP karşıtlığı temelinde yürütülen; sistemi hedef almayan demokrasi ya da devrimci mücadele BirGün özelinde olduğu gibi kendisine sol sosyalist sıfatlar yükleyenlerce resmi tarihin, resmi ideolojinin, sistemin değerlerine sarılarak yürütülüyor ne yazık ki. AKP’nin de yüz yıllık bu ırkçı, gerici sistemin bir parçası olduğu gerçekliğini göremeyenler, soykırımcı, asimilasyoncu politikaların ne yazık ki aleti oluyorlar.

[1] İlkay Meriç, Efsaneleştirilen Köy Enstitüleri ve Gerçekler, Nisan 2008

[2] Uğur Türe, Bir Kemalist Mit, Köy Enstitüleri, Nisan 2012