Sokağa Çıkma Yasaklarından sonra 'Kalbimizin içi Amed Suriçi'

PicsArt_04-03-03.20.55

Miraz Ruspi

Balıkçılar Başından Dağkapıya kadar Diyarbakır Suriçi Pazar günü olmasına rağmen hani neredeyse iğne atsan yere düşmez kıvamında. Yaşanan onca olaya şeye rağmen kent halkı nehir olmuş çocukluğuna akmış. Gözler fıldır fıldır dönüyor; ne eksilmiş ne fazlalaşmış Kürt’ün zihnindeki en kalın deftere ‘yıkımlar hafızasına kayıt’ ediyor. Sur kapılarında hala JÖH-PÖH’ler kum torbalarının ardındalar eller tabi ki tetikte. Siperlerin ardından insanlığım onca ölüme böylesi dirime şaşarak bakıyorlar.

Televizyonlar Suriçi istimlak edilecek yıkılacak diye dursun Balıkçılarbaşında esnaf yeniden inşaaya başlamışlar. Sur burçlarına ayrıca çarşının önemli mevkilerine dev Türk bayrakları asılmış. Çarşı karakolunun nöbetçi klübesinin camındaki polis teşkilatıyla ilgili posterde büyük puntolarla; ‘DEVLETİN KUDRETİ’ yazıyor. Çarşiye şevîtî’nîn esnafı bize o Kudreti anlatıyor;
“Kız kardeşimin eşinin evi İş bankasının hemen yanındaki apartmanın son katında. Sokaklarında barikatta yok. Dün eniştem eve gitmiş. Evin tüm duvarlar yıkık, eşyalarını odanın ortasına yığıp üzerine tepinmişler. Çamaşır makinesini, bulaşık makinesini, televizyonu tekmelemişler. Evde üç beş kuruş para varmış hak getire…” Esnaf sözü uzatıp Suriçili olduğunu buralardan başka yer bilmediğini, mahallesini ve çarşıyı yıkarsa nereye gideceğini bilmediğini söyleyip ekliyor; ‘Önemli olanın insanın mutluluğu, önüme milyonda yığsalar kendimi içinde mutlu hissettiği dükkanını bırakmayacağını, söylüyor. Bu arada dükkana gözleri kızarmış, üstü başı dağınık bir adam geliyor. Bizim esnaf dükkanına giren bu adama; nasılsın, diye sormasına kalmadan;
“Ben eve gitme demiştim. Bizim alt komşu tutturdu illa gidip eve bakacağım, diye. Bacım gitme, gidip görme o harabeyi. Yok dinleyen kim? Karakoldan izin alıp yukarı çıktık. Kadın evin halini görünce çığlık attı. Neyi var, neyi yok gitmiş fukaranın.” Adam serzenişte bulunup kendi evinin halini anlatmaya gelince öğreniyoruz ki sabahtan beri hakkında konuştuğumuz Enişte bu adam. “İnsan insana böyle yapmaz,” diyor ağlamaklı…

Ben; yapar, insan insana her şeyi yapar diyorum içimden. O durmuyor içi yanmış ya bir defa; “Allah belalarını versin diyeceğim ama Allah’ta Kürtleri unutmuş,” diyor. Eniştenin ardından ihtiyacımız olmamasına karşın birkaç parça alıyoruz dükkandan. Oradan aktarlara gidiyoruz şükür hepsi yerli yerinde ama dört ayaklı minarenin ardındaki sokaklara giriş yasak. Neden çatışmalarının yaşandığı mahallere gitmek yasak diyoruz. Oralarda; ev sokak mahallemi kaldı diyorlar. Bunca yol yürüdükten sonra Sülüklü Han’a uğramazsak olmaz. Aylardan beri kapalı olan Sülüklü Han kollektifi hana gelenleri misafir biliyorlar. On beş günden beri açıklar ve gelip gidenden çay parası da almıyorlar;
‘En azından içtiğimizin parasını verelim destek olalım,’ diyoruz. ‘Gerek yok, siz gelmişsiniz ya bizlere yeter, içeceklerimiz de ikramımızdır. Diğer esnaflardan alışveriş yapın onlar bizden daha kötü durumda,’ diyorlar. Sülüklühandan. kalabalığın arasına arasına karışıp Dağkapıya doğru yürüyoruz Bitmez, bitirilemez: Ne geçmişimiz, ne dayanışmamız, ne de yüreğimin içi gibi suriçimiz…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *