‘Rumları hem vurduk hem sürdük’

PicsArt_03-11-09.06.15

Rumların Karadeniz’de yaşayanı Pontoslular’ın(1), Birinci Paylaşım Savaşında ve 1920’lerde neler yaşadığını kapsamlı bir analize tabi tutmayacağım. Önümüzdeki aylarda Evrensel Basım’ın yayımlanacağı ‘Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi (1920-1930)’ çalışmamdaki incelemeyi özet

Nevzat Onaran
1910’ların ikinci yarısındaki sürgün politikasına, 1920’lerde de devam edildi. Vatandaş Rum ve Ermeniler, 23 Nisan 1920 ile Ankara’da başlayan Büyük Millet Meclisi hükümeti döneminde Bakanlar Kurulunun değişik tarihlerde aldığı kararlarla sürüldü. Sürgün coğrafyası, Yunanistan’ın işgal ettiği sadece Ege ile sınırlı kalmadı, Anadolu’nun diğer vilayetlerini kapsadı ve özellikle Karadeniz’de yoğunlaştı. Sürgün politikasının hedef kitlesi 1915’lerde Ermeniler, 1920’ler başında Rumlar’dı.(3)

Birinci Paylaşım Savaşında güvenlik gerekçesiyle kıyılardan dahile sürülen Pontoslular, Yunanistan’ın Ege’yi işgal ettiği 1920’li yıllar başında Türkiye-Yunanistan arasında yapılan mübadele öncesinde varlıkları yok edilecek boyutta toprağından kopartıldı; kalanlar da Müslüman oldu.

Nar tanesi gibi yeryüzüne dağılan aile fertlerinin birbirini bulması kucaklaşması bir ömür mücadeleydi!

Yunanistan’ın Seres’den Sava Burtildis, Pontoslu annesinin “Mutlaka Türkiye’ye git ve teyzen Anastasia Arapoğlu’nu bul” vasiyeti üzerine 40 yıl aradı. 70 yaşındaki Burtildis aradığı Anastasia Arapoğlu adlı teyzesini Emine Çakır olarak Bafra’da buldu.(4)

Espiyeli Pontoslu ailenin kızı Tamama(5) özelinde yaşanılanı, dönemin İçişleri Bakanı Ali Fethi [Okyar] resmen ‘tahir etmek (temizlemek)’ ve Edirne Mebusu Şerif, ‘taktil ve tehcir’ (öldürmek ve sürmek) olarak nitelendirdi.(6)

Bu, aynı zamanda Pontos kırımının resmi ifşasıydı.

KOÇGİRİ, KARADENİZ VE DERSİM

Ankara hükümeti, 9 Aralık 1920’de Sivas’taki 3. Kolorduyu kaldırıp askeri birliğini yeni kurulan Merkez Ordusuna devretti ve komutan olarak da Nurettin Paşa’yı atadı. Nurettin Paşa komutasında Merkez Ordusu, Karadeniz’den önce 1921 baharında Koçgiri’de görevlendirildi.(7)

Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in Kurmay Başkanı da, 1936’da Tunçeli’ye 4. Umûmi Müfettiş olarak atanan Hüseyin Hüsnü yani Korgeneral Hüseyin Hüsnü Abdullah Alpdoğan’dır.(8)

Nurettin’in bir diğer komutanı da 42. Piyade Alay Komutanı Topal Osman, hem Pontos hem de Koçgiri imhasında birlikte olduğu bir çete reisiydi.(9)

Topal Osman daha sonrasında Çankaya Özel Muhafızı olarak görevlendirilecek ve Trabzon Mebusu Ali Şükrü’yü öldürmesinin ardından kendisi de imha edilecektir.(10)

KADINLAR VE ÇOCUKLAR DA SÜRÜLDÜ

Merkez Ordu Kumandanı Nurettin’in ilk emri, Karadeniz’de sürgüne hazırlıktır.

Kumandan Nurettin,  ilgili birimlere gönderdiği 12 Ocak 1921 tarihli genelgesinde, Samsun, Ordu, Amasya, Tokat ve Şarkikarahisar’da 16 yaşından 50 yaşına kadar olan Hıristiyanlardan eli silah tutan erkeklerin sürgün edileceğini ve 1901 doğumluların da askerliğe alınıp amele taburlarına gönderileceğini bildirdi.(11)

Hükümet kararı olmadan sürgüne başlanmasının yanı sıra, Ceniş Dağlarında sürülen 766 kişilik Rum kafilesine saldırılması gibi olaylar da yaşandı.(12)

Pontosluların sürülmesini öngören hükümet kararnamesi ancak 12 Haziran 1921’de hazırlandı ve sürgünü fiilen başlatan Merkez Ordusuna gönderildi. Bununla Rumların dahile sürgün edilmesi emredildi.(13)

Merkez Ordu Kumandanı Nurettin, Sivas ve Mamuretülaziz (Elazığ) vilayetine, Samsun, Ordu, Giresun, Amasya, Tokat, Çorum, Şarkikarahisar, Yozgat, Erzincan mutasarrıflıklarına ve askeri birliklere gönderdiği 12 Temmuz 1921 tarih ve 2751 no’lu emirde, yapılacakları sıralarken, aileleriyle birlikte sürülen Pontosluların ‘can ve malının korunması’nı da yazmayı unutmadı(14); sanki özel şifre emri verirmiş gibi.

Bazı kayıtlarda Rum erkeklerinin sürüleceği ifade edilmiş olsa da Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal’in İtilaf devletlerine verdiği notada ve Amasya Mutasarrıfı Osman’ın yazısında ifade edildiği gibi sürülen tüm aile fertleridir.(15)

Nitekim her yaştan ve her cinsten Pontoslu tüm aile fertlerinin birlikte sürüldüğü, 29 Ekim 1921’de Mecliste yapılan gizli celse görüşmesinde İçişleri Bakanı Ali Fethi (Okyar), Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Lazistan Mebusu Osman ve diğer konuşmacılar tarafından da ifade edilmiştir. Bu durum, bir diğer konuşmacı Başkumandan Mustafa Kemal tarafından yalanlanmamıştır. Hatta Hafız Mehmet, Pontosluların sürgününü 1915 Ermeni sürgününe benzetmiştir.(16)

İMHA HAREKATI

Nurettin komutasındaki Merkez Ordusu’nun Karadeniz faaliyetinin hedefinde sadece silahlı değil, tüm Pontoslular vardı. Bu da ifşa edilmiştir. Merkez Ordusunun Pontoslularla ilgili 17 Kasım 1921 tarihine kadar 10.5 aylık faaliyet dönemiyle ilgili aktarılan döküm şöyledir: – Bölgede 326 olay yaşandı. Ocakta 2 ve şubatta 1 olan olay sayısı, haziranda 24’e, ağustosta 50’ye ve ekimde 71’e çıktı, kasımda 33’e indi. – ‘Rum eşkiyasından’ 3 bin 342 kişi öldü; en çok ölüm  1360 rakamıyla temmuz ayında yaşandı. – [Pontoslulardan] 78 kişi yaralı olmak üzere 457 kişi yakalandı. – ‘Eşkıya baskınıyla’ 70’i asker, 22’si emniyet görevlisi ve 356’sı halktan olmak üzere 448 kişi öldü ve 197 kişi de yaralandı. – ‘Rum eşkıyası’ 409 Müslüman evini, 11 mahalleyi, 1 okulu, 2 camiyi, 3 değirmeni ve 5 samanlığı yaktı. – Eşkıya sığınağı 18 köy, 9 mahalle, 21 ev ile 62 baraka yakıldı.(17) -Ayrıca İstiklal Mahkemesindeki yargılama sonunda 485 kişi idam edildi.(18) Nedense Pontoslular sürülmemiş gibi, 10.5 aylık dökümünde bilgi verilmedi? BMM gizli celsede Canik (Samsun) Mebusu Emin’in ifadesiyle, Rum hafiyelerin hükümete verdiği bilgiye göre geçmişte Samsun bölgesinde 4 bin Rum eşkıyası varmış.(19)

Buna göre, Merkez Ordusunun 10.5 aylık faaliyeti sonunda silahlı Pontoslular neredeyse tamamen imha edilmiştir. Sonra da öldürmeye devam edilmiştir.

İçişleri Bakanı Ali Fethi (Okyar), Merkez Ordusu Kumandanlığı ve kendi bakanlık dönemini mukayese ederken, yukarıdaki dökümle ilgili çelişik bilgi veriyorsa da, kendi döneminde eşkıyaya büyük darbe vurulduğunu kaydetti. Ali Fethi, 29 Ocak 1922’den 15 Mayıs 1922’ye kadar olan dönemde Rumlar’dan 3 bin 388 kişinin teslim olduğunu, 5 bin 51 kişinin öldürüldüğünü,  bin 592 kişinin canlı ve 3 bin 144 kişinin de yaralı yakalandığını açıkladı. (20)

Ermeni soykırımında olduğu gibi çeteler de kullanıldı.

19 Ocak 1922’de kabul edilen 183 no’lu ‘Tecili Takibat Hakkında Kanun’la teslim olan çetelerin suçlarının affedildiği (21) hatırlanırsa ve kanun gerekçesinde de anlatıldığı gibi, bu çeteler, Pontos kırımında seferber edildi.

Merzifon’dan Canik’e, Giresun’a, Gümüşhane’ye ve Trabzon’a kadar olan bir bölgede ‘eşkıyaya’ ait yakılan ev, mahalle ve köy sayısı Pontoslulara ait isyan denilen gerçeğin ne olduğunu yeterince ortaya koymaktadır.

‘TEHCİR KANUNU YÜRÜRLÜKTE DEĞİLDİ’

Merkez Ordusunun Pontos imha operasyonu meclis gizli celsede 29 Ekim 1921’de tartışıldı. (22)

Lazistan Mebusu Osman’ın emniyet ve asayiş ile Lazistan Mebusu Ziya Hurşit’in Merkez Kumandanı Nurettin Paşa hakkında İçişleri Bakanının bilgi vermesi hakkındaki önergeleri 29 Ekim 1921’de meclis gizli celsede gündeme alındı.

Önerge sahipleri Lazistan Mebusu Osman ve Lazistan Mebusu Ziya Hurşit, Rumlar’ın tehcirinde Nurettin Paşa’nın Samsun’da Rumların çoluk çocuk ve kadın herkesi sürmesi sonrasında Müslüman ahaliye saldırıldığını ve Samsunlu 56 kişinin de Hükümet Reisi Paşa Hazretlerine başvuruda bulunduğunu belirterek, Nurettin Paşanın görevden alınmasını söylediler.(23)

Ziya Hurşit, on ay sonra 26 Ağustos 1922’de ise daha net konuştu : “Pontüs ocağını hükümet söndürememiştir. Bilakis bir başka yara açmıştır… Milyonlarca lira kıymetinde Türk ve Müslüman malı ve aynı zamanda birçok Türk kanı gitmiştir… Giresun’da da tehcir yapıldı, ama kimse daha dağa çıkamadı; neden? Hepsi orada defolup gitmişlerdir. Orada hiçbir Müslüman burnu kanamadı. Samsun mıntıkasında aynı olmamıştır.”(24) Ziya Hurşit, hatırlayalım Topal Osman faaliyetine gönderme yapmaktadır.

Söz alan bir diğer mebus yine Karadeniz’den Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Komutan Nurettin’i eleştirmeye devam etti. 50 yaşına kadar olan Rumlar’ın tehcir edildiğini belirten Hafız Mehmet, şöyle devam etti: “Bilahara çoluk çocuğun dahile sevk emri geldi. Bundan anlıyorum ki Kumandan Nurettin Paşa Harbi Umumi esnasında yapılan merbut kararnamenin [27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu] meriyülahkâm (yürürlükte) olduğu kanaatinde idi. Münferiden veya müçtemian (tek başına ve toplu) efrat tebidi (sürme) emrinin baki olduğunu zannediyordu. Heyeti Vekilenin 2 Temmuz [1921] tarihli bir kararı vardır. Şosanın iki tarafında eşkıyanın tahassüngâhı (saklanması) mevcut olduğundan buradan mürur [ü] ubur (gelip geçmesi) menedilecek (yasaklanacak). Yani daha ziyade sevkiyatı işkal etmek (zorlaştırmak) ihtimaline binaen iki taraftaki köylerin ahalisi çıkarıldı. Buraya askerler dahi Erbaa’dan fecayi ile bilmem ne ile geldiler… Mutasarrıf istifa etmedi ve ilan edildiği veçhile üç gün sonra çoluk çocuk gidecek idi. Şimdi bu hali ahali duyunca hepsi o sırada bana geldiler ve içlerinden, zade Şükrü Efendi dedi ki, ‘Beyefendi Samsun’u dört taraftan ateşe verecekler ve Samsun’u yakacaklar. Bizim evlerimiz de Hıristiyan mahallesindedir. Aman ora tabur kumandanına bunlar çıkmayacak diye telefon et’, dediler. Bunlar çıkacak olursa bütün civar eşkıya ile doludur. Bizi hükümet muhafaza edemiyecek, burası yakılacaktır… biz de bu mecayii nazarı dikkate alarak yazdık. Sabahleyin yine yazdık. Yazanlar [56 kişi] şimdi şehirbent oldular. Sebebi de bizim müracaatımızı hükümetin nazarı dikkate almasıdır. Elbette efendiler Nurettin Paşa denilen adam budur. Bu adam orada durdukça bu devam edecektir. Samsun, ki bugün mahvolmuştur, mamur yeri yoktur.”(25)

Hafız Mehmet, böylece beş-altı yıl önce yaşanan acı gerçeği hatırlattı. Hafız Mehmet, Kumandan Nurettin’in, Pontos sürgününü sanki 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu yürürlükteymiş gibi uyguladığına dikkat çekti. Kanuna yapılan bu atıfla, 4 Kasım 1918’de yürürlükten kaldırılan Tehcir Kanunu’nun(26) soykırıma varan uygulamasının Ermeni sürgününde yaşandığı hatırlatılmış olmaktadır.

Nitekim Hafız Mehmet, 1918 sonbaharında İttihatçı hükümetin politikalarının tartışıldığı Mebusan’da, Ermeniler’in yaşadığını bir ‘vahşet’ olarak değerlendirecek ve Ordu’da Ermeniler’in kayığa doldurulup denize atıldığına şahitlik ettiğini anlatacaktır.(27) Mebuslar, Karadeniz’de Rum sürgününe taraftar olduklarını açıkladığı halde, bunu Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in yapış tarzına karşı olduklarını belirttikten sonra hükümet adına İçişleri Bakanı Ali Fethi (Okyar) söz aldı; anlatımını alıntılar tırnak içinde olmak üzere özetliyorum:

Şekavetler başladığı için 15 yaşından 50 yaşına kadar olanların tehcirine karar verildi ve ifa edilmiştir. “Tehciri müteakip şekavet bir kat daha fazlalaşmıştır. Bunların müsellah (silahlı) olanlarına muadil (karşılık) gayri müsellah da eşkıya vardır. Bittabi Dâhiliyenin vesaiti ve elinde mevcut olan jandarma kuvveti o kadar eşkiyayı tenkile kâfi değildir.” Samsun ve havalisinde jandarma kuvveti o kadar eşkiyayı tenkile (uzaklaştırmaya) kâfi değildir. Evvelemirde ordunun Sakarya muharebesi sırasında [23 Ağustos-13 Eylül 1921] takviyesi lazımdı. Nurettin Paşa’nın ordu kumandanlığı dolayısıyla hem memurini mülkiyeye hem de idarei mülkiyeye müdahale vaki olmuştur. Ne suretle 56 kişinin hürriyetine de kayıt konmuştur. Nurettin Paşaya bu kararını refetmesi (kaldırması) emrini verdim, ama nazarı dikkate almadı. Nurettin Paşanın tebdilinden başka bir çare yoktur.(28) Konunun Başkumandanlığı da ilgilendirdiğini belirten Başkomutan Mustafa Kemal, “İçişleri Bakanı, Nurettin Paşa’nın azlini teklif etti. Ben de bunları tetkike kıyam ettim (incelemeye giriştim). Buna mukabil bazı kanaatler de hâsıl ettim” diye konuştu.(29)

Nurettin’in kumandanlıktan alınması ve mahkemeye sevk edilmesi durumu, 16 Ocak 1922’de meclis gizli celsede bir kez daha görüşüldü. Başkumandan Mustafa Kemal, sabık Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin Paşa’nın işten el çektirildiğini ve mahkemeye verilmesi kararının alındığını hatırlatarak, “Bu karar biraz ağır bir karar olmuştur” diye konuştu.  Nurettin Paşayı, Mustafa Kemal’in savunan ve mebusların ise eleştiren tartışmasına devam edildi.(30)

Görüşme 17 Ocak 1922’de de sürdürüldü ve sonunda Nurettin Paşa yargılanmaktan kurtarıldı. 31)

Mustafa Kemal, 29 Ekim 1921 ve 17 Ocak 1922’deki Nurettin’i korumaya yönelik tavrını, Nutuk’ta Nurettin Paşayı kurtarma girişimi olarak tanımladıktan sonra, 1922 Büyük Taarruz’da da Nurettin’in en az onur payı olan kişi olduğuna ve hatalarını gidermek zorunda kaldığına dikkat çekti.(32)

İşte Ankara’nın havası; 1921’de Pontoslular’a yaptığıyla onurlandırılan Nurettin, 1927’de değersiz bulunmuştur!


KAYNAKÇA

(1) Pontoslular ve kültürü için bakınız: Ömer Asan, Pontos Kültürü, Belge Yayınları, İkinci Baskı, İstanbul-2000. Kitaptaki Pontos tanımlamasını esas aldım, ama Ankara hükümetinin resmi ifadesiyse Pontus, meclis zabıtlarında Pontüs de yazılmıştır.
(2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Gizli Celse Zabıtları, cilt: 2, 29.10.1337 tarihli oturum, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul-1985, sf. 403-409, ve bundan sonra TBMM GCZ, cilt-tarih; Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi, devre: I, içtimai sene: 2, cilt: 16, TBMM Matbaası, Ankara-1958, sf. 31-33, ve bundan sonra TBMM ZC, devre/cilt-tarih; TBMM GCZ, 2-22.11.1337 ve 16.1.1338 ve 17.1.1338 ve 19.1.1338, sf. 434-442 ve 622-642; TBMM GCZ, 3-10.6.1338 ve 19.8.1338 ve 21.8.1338 ve 26.8.1338, sf. 369-400 ve 651-740; Pontus Meselesi, TBMM Hükümeti Matbuat Müdiriyeti-1922, Yayına hazırlayan: Dr. Yılmaz Kurt, TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 68, TBMM Basımevi, Ankara-1995, sf. 125-140, 190-260, 387-397, 400-408, ve bundan sonra, Pontus Meselesi.
(3) Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 215, dosya: 95-1, yer no: 1.11..17. Burada ‘Katalog’ kelimesi, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü katalog taramasında bulduğum belgenin asıl vesikasını incelemeden, yer alan özet bilgiyi aynen değerlendiğimi göstermektedir. N.O.; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 619, dosya: 95-5, yer no: 2.33..5.; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 632, dosya: 95-6, yer no: 2.33..18.; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 839, dosya no: —-, yer no: 3.19..7.; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 924, dosya: 95-9, yer no: 3.23..15.; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 1012, dosya: 95-15, yer no: 3.28..3.; Küçük Asya Araştırmaları Merkezi, Göç, Rumlar’ın Anadolu’dan Mecburi Ayrılışı (1919-1923), Derleyen: Herkül Milas, Çeviren: Damla Demirözü, İletişim Yayınları, 1. baskı, İstanbul-2001, sf. 221-229, 243-246, 262-264, 282-283; Meclisi Mebusan Zabıt Ceridesi, devre: III, içtimai senesi: 5, cilt: 1, 1 Teşrinievvel 1334-21 Kanunuevvel 1334, TBMM Basımevi, Ankara-1992, sf. 103-128, 140-163, 226-238, 244-258, 285-301.
(4) Sabah gazetesi, 16 Nisan 2002.
(5)Karadeniz’de insanların toprağından sürülmesinin, öldürülmesinin, çocukların ailesinden koparılmasının, Müslüman olmasının, Yunanistan’a gitmesinin, aile fertlerinin nar tanesi gibi dağıtılmasının ve birbirini bulmasının, savaşın vahşetine rağmen yüreğinde sevgiyi yaşatmasının gerçek hikayesi, Tamama. (Yorgo Andreadis, Tamama Pontus’un Yitik Kızı, Türkçesi: Ragıp Zarakolu, Belge Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-1997.)
(6)TBMM GCZ, 3-10.6.1338 ve 26.8.1338, sf. 369 ve 724; Türk Parlamento Tarihi, Milli Mücadele ve TBMM I. Dönem (1919-1923), cilt: 3, TBMM Vakfı Yayınları No: 6, Ankara-1995, sf. 502-504, ve bundan sonra, TPT/dönem-cilt.
(7)Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, cilt-2, Ankara-1987, sf. 841; İsmet Görgülü, On Yıllık Harbin Kadrosu, 1912-1922, Balkan, Birinci Dünya ve İstiklal Harbi, Atatürk KDTYK Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara-1993, sf. 313-314.
(8)25 Aralık 1935 tarih ve 2884 no’lu kanun, DÜSTUR, 3. Tertip, cilt: 17, Ankara-1936, sf. 165-170; Resmi Gazete, 2.1.1936, sayı: 3195; DÜSTUR,  3. Tertip, cilt: 17, sf. 235-236 ve 10.1.1936 tarih ve 2/3847 tarihli kararname, aktaran, Cemil Koçak, Umûmi Müfettişler (1927-1952), İletişim Yayınları, İstanbul-2003, sf. 230-232; İsmet Görgülü, age, sf. 314.
(9)İsmet Görgülü-1993, sf. 313-314.
(10)Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, cilt: 1, Hazırlayan: Osmanı Selim Kocahanoğlu, Temel Yayınları, İstanbul-2002, sf. 327; Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, cilt: 2, Emre Yayınları, 2. Baskı, İstanbul-2000, sf. 127-129; TBMM ZC, I/28, 31 Mart 1339 ve 2 Nisan 1339, sf. 243-244 ve 305.
(11) Pontus Meselesi, sf. 398-399.
(12)Pontus Meselesi, sf. 401-403, 405.
(13)Pontus Meselesi, sf. 405; Katalog, BCA, Bakanlar Kurulu Kararları-1928 öncesi, sayı: 941, dosya: 95-12, yer no: 3.24..12.
(14)Pontus Meselesi, sf. 400-401.
(15)Pontus Meselesi, sf. 403, 417.
(16)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 403-409.
(17)Pontus Meselesi, sf. 345, 349.
(18)Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, 1. Baskı, Milliyet Yayınları, İstanbul-1997, sf. 160.
(19)TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 397, 400.
(20)TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 372-373.
(21)TBMM ZC, I/16-19.1.1338, Sf. 92.
(22)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 403-409.
(23)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 403-405.
(24)TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 714-715.
(25)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 406-407.
(26)MMZC, devre: III, içtimai senesi: 5, cilt: 1, 1 Teşrinievvel 1334-21 Kanunuevvel 1334, TBMM Basımevi, Ankara-1992, sf. 114-116.
(27)MMZC, age, 4 Kasım ve 11 Aralık 1918 oturumu, sf. 114-115, 299-301.
(28)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 407-408.
(29)TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 408-409.
(30)TBMM GCZ, 2-16.1.1338, sf. 622-623.
(31)TBMM GCZ, 2-17.1.1338, sf. 627-630.
(32)Nutuk/1987-2, sf. 993, 971-999.

 

Çeteler seferber edildi

dcdebfef66_dcdebfef66

1921 sonunda Nurettin komutanlıktan alındıktan ve Merkez Ordusu tasfiye edildikten sonra Ankara hükümetinin gündeminde ‘affedilecek’ çeteden yararlanma vardır.Ankara hükümeti, 1922 başında 1915’lerde İttihatçıların yaptığına benzer bir uygulama içinde oldu, resmi askeri gücü yanı sıra çeteleri Pont

Nevzat Onaran

Ankara hükümeti, 1922 başında 1915’lerde İttihatçıların yaptığına benzer bir uygulama içinde oldu, resmi askeri gücü yanı sıra çeteleri Pontoslulara karşı kullanmak için Meclise bir yasa teklifi sundu. Teklifin yasalaşmasıyla hükümet, resmen çeteleri seferber etti.
Oysa bir yıl öncesinde seyyare birliklerine veya milislere gerek olmadığı gerekçesiyle ocak 1921’de Çerkez Ethem’i tasfiye ettikten (1) sonra, Çerkez Ethem gibi seyyare birliği bile olmayan doğrudan çeteleri affetmek ve ‘değerlendirmek’ amacıyla yasa hazırlandı.
Tasarının gerekçesinde, “muhtaç olunan huzur ve güven” için çetelerden yararlanılacağı açık olarak yazılmıştır. (2)
Bu gerekçeyle birinci maddede ismi geçen çete elemanlarının affedilmesi önerildi. Çok değil 6-7 yıl önce de İttihatçı hükümet de, benzer bir uygulama içinde olmuştu!
Başbakan ve Genelkurmay Başkanı Fevzi [Çakmak] imzalı ve 4 Aralık 1921 tarihli tasarı, 12 Ocak 1922’de Mecliste görüşüldü. ‘Kaatil İlyas ve rüfekasının affına dair kanun layihası’nın 1’inci maddesi aynen şöyledir:
“Madde 1- Şekavet erbabından iken arzı istiman eden katil İlyas ile rüfekasından (haydutken teslim olan Katil İlyas ile arkadaşlarından) olan Mecidiye’nin (Çiçekdağı kazası) Isıtma karyesinden Yahya Bey ve mahdumları (çocukları) Kâmil, Said ve Avanoğlu karyesinden Çakır Hüseyin ve Mecidiye’nin Ödemişli köyünden Molla Haso ve Boğazlıyan’dan kırk bıçaklı İsmail ve Hüseyinabat’ın, Cihanbey köyünden Hasan Hüseyin ve Selmanlı nahiyesinden Kavlak Ali ve Yozgad’dan Kurumlu Molla Hasan ve amcazadesi Halid ve Kalehisarlı Şükrü ve Sallı karyesinden Sefer’in İsmail ve Kalehisarlı Mahir, Süleyman köyünden Hacı Çavuş ve Yetim Ahmed Şükrü ve Bekir Avcı karyesinden Çakıcı ve Deli Sadık ve Timurşeyhli Tayyareci İsmail ve Katil İlyas’ın yeğeni Mahmud ve Kırşehir’de mevkuf bulunanlardan (tutuklu olanlardan) Kadılı İlyas pederi Molla Salih ve dayısı Hasan ve Boğazlıyan’ın Arpalı karyesinden Arabacı Hasan hukuku şahsiye baki kalmak (şahsi hukukları geçerli olmak) üzere affolunmuşlardır.” (3)
Adliye Encümeni, bu maddeyi isimleri çıkararak düzenledi.
Çorum Mebusu Dursun, İlyas’ın seferberlikten önce Çorum ve havalisinde eşkıyalıktan dolayı idama mahkum edildiğini ve seferberlikte affedilip hapishaneden çıkarıldığını, ama firar ettiğini ve yine pek çok suç işlediğine dikkat çekti. Altı ayda 280 atlı bir güçle şekavetini sürdürdüğüne ve cephane sandıklarını dağıttığına, hatta 45-50 askeri şehit ettiğine dikkat çeken Mebus Dursun, hükümetin Katil İlyas’ı takip için bir şey yapmadığını ve artık bir siyasi çete haline geldiğini ifade etti. Karesi Mebusu Hasan Basri de, Katil İlyas’ın affına karşı çıktı.(4)
Görüşmeye 19 Ocak 1922’de gizli celsede devam edildi. 1915’lerden beri affedilen İlyas’ın neler yaptığını mebusların anlatılmasının ardından İçişleri Bakanı Ali Fethi (Okyar) söz aldı ve resmen affedilecek çetelerle Pontosluların imhasına devam edileceğini açıkladı. (5)
Tasarıya net eleştiri Erzurum Mebusu Hüseyin Avni’den geldi. Hükümetin yine milletin karşısında olduğunu belirten Hüseyin Avni, “Eşkıya ile mütareke yapan eşkıya olur efendiler. Bir devlet on beş eşkıya veyahut seksen eşkıya ile mütareke yapamaz… Ben zannediyorum ki veya düşünüyorum ki sevk edeceğimiz altı bin jandarma geçerken yapacağı tahribat bundan aşağı olmayacak, bir fırka askerin uğradığı köyde ot bitmez… Af etmek zavallı, biçare köylüyü yakıyor” diye konuştu. (6)
Çeteleri affetmeye yönelik böylesi ağır eleştiriden sonra Bakan Ali Fethi, “Binaenaleyh orada şekavet takibi de müşkilata uğrayacaktır. Meseleyi sırf bu noktai nazardan nazarı itibara almanız ve ona göre karar vermeniz lazımdır. Mesele bundan ibarettir” ifadesiyle, bir anlamda mebusları tehdit etti. Tartışmanın ardından üç maddelik tasarı kabul edildi. (7)
Hafi olan ikinci celsenin ardından, aynı gün üçüncü celse aleni yapıldı ve belirlenen maddeler teker teker okundu ve oylandı, tasarı 53’e karşı 72 oyla yasalaştı. (8)
Çerkez Ethem’in tasfiye edilmesinden bir yıl sonra 19 Ocak 1922’de çetelerin silahlı güçlerinden yararlanmak amacıyla, kabul edilen ‘tecili takibat’ yani soruşturmayı erteleme kararıyla, affetmek bir anlamda maskelendi. Gerekçesinde belirtildiği ve resmen ifade edildiği gibi hedefte Pontoslular vardı.
Bakan Ali Fethi, 6 Haziran 1922’deki gizli celsede, Pontos meselesinin görüşülmesi sırasında Samsun’da Rumlar’ın tenkilinde Hasan Çavuş çetesinin önemine değinerek, bölgedeki çete faaliyeti hakkında bilgi verdi. (9)
Böylece, 1915 umumi harpte İttihatçılar’ın tutuklu ve mahkumların affıyla yaptığını 1922’de Ankara hükümeti çeteler affıyla tekrar etti. Affedilen çeteler, kanun gerekçesinde belirtildiği ve Hasan Çavuş örneğinde anlatıldığı gibi, Pontoslular’ın imhasında kullanıldı.

SAMSUNLU 90-95 RUM’A NE OLDU?

Çeteler affedilip seferber edildikten sonra Pontos meselesi, Trabzon Mebusu Ali Şükrü’nün 11 maddelik takririyle yeniden Meclis gündemindedir. (10)
Ali Şükrü’nün takriri 10 Haziran 1922’de Meclisin gizli oturumunda görüşüldü. Ali Şükrü’nün kısa izahatından sonra bakan Ali Fethi, seferberliğin başlangıcından beri ‘Pontüs eşkiyasının’ İslamlara mezalim yaptığını ifade etti. Ali Fethi, “Binaenaleyh sekiz seneden beri memleketin başına hakikaten belâ olmuş olan bu Rumları bir an evvel tahir etmek (temizlemek), temizlemek için bendeniz zannediyorum ki şimdiye kadar yapılmış olan tedabirden en müessirlerini ben yaptım ve şimdi ispat edeceğim ki, bu hususta lehülhamd bir dereceye kadar muvaffak oldum” diye konuştu. (11)
Bakanın ifade ettiği gibi, Karadeniz’de asayişi sağlamanın adı: Temizliktir.
Trabzon özelinde Rumlar’ın sürgün edilmesiyle ilgili yapılan tartışma, en ince ayrıntısına kadar neler yapıldığına bizzat şahitlik edilmekte olup, kalan Rumlar’ın tek tek ismi dahi sıralandı.
Bazı Hıristiyanlar’ın Trabzon’da alıkonmasının geçen sene temmuz ayında ve kendisinin Ankara’ya gelmediği sırada yapıldığını hatırlatan Bakan Ali Fethi, Trabzon’da Enfiyecioğlu Mardıros ve Bankı Osmanı Hukuk Müşaviri Akrididi İnsitat gibi Rumlar’ın niye tehcir edilmediği hakkında açıklamada bulundu. (12)
Merkez Ordusunun 15 Ekim 1921’e kadarki faaliyeti hakkında bilgi veren Ali Fethi amacını, “Bendeniz Pontüs şekavetinin sekiz seneden beri memlekette yer tutmuş olan bu Pontüs teşkilatının kal’ (kökünden sökülmesi) ve imhası için gösterdiğim itinayı” devam ettirmek olarak açıkladı. Bakan Ali Fethi’nin 15 Mayıs 1922 tarihine kadar Pontoslulara yönelik harekatla ilgili değerlendirmesini özetliyorum:
29 Ocak 1922’den 15 Mayıs 1922’ye kadar 3 bin 388 kişi dehaleten (teslim olan), 5 bin 51 kişi meyyiten (ölü), bin 592 kişi hayyen (canlı) ve 3 bin 144 kişi de mecruhen (yaralı) olmak üzere ceman 13 bin 175 kişi tenkil edilmiştir. Bu, bendenizin zamanına ait rakam olup, aslında büyük bir meydan muharebesidir. Yaptığımız takibat es-nasında bu suretle tenkil ettikten sonra erzak depolarını kâmilen tahrip ettik. Bu surette bunları aç bir halde bıraktık. (13)
İfadesiyle Rumları ‘temizlemedeki’ rolünü bu şekilde aktaran bakan Ali Fethi, Rumlar’ın tenkili hakkında da Samsun mutasarrıfının, o mıntıkada kalan Rumlar’ın İslam ahalisinin yüzde 5’ini geçmeyeceğini ve hatta bu nispete bile olamayacağını beyan ettiğine dikkat çekti. Mutasarrıftan aldığı son bilgiyi de aktaran Ali Fethi, “[Mutasarrıf] Şimdi [Rumlar’ın] ahali İslamiyenin nispetinin yüzde 5’ine indiğini yazıyor. Demek ki, vaki olan takibat müsmir (verimli) neticeler vermiştir” diye konuştu. Ali Fethi, eşkıyayı takip ve tenkil icrasına devam edildiğini anlattı. (14)
Yüzde 5 kriteri, 1915’lerde İttihatçılar’dan Ermeni’yi asimile etme kriteridir; Kayseri’de ve Yozgat’ta sürülmeyen Ermeni nüfusu yüzde 5 kriterine göre Müslüman köylerine dağıtıldı. (15)
1914 nüfus sayımına göre Canik’te 265 bin 950 Müslüman ve 98 bin 739 Rum vardı. (16) Bu halde 10 Haziran 1922 itibariyle Samsun’da tahminen 8-10 bin civarında Rum kalmıştır.
Aslında yüzde 5’in bile daha büyük bir oran olduğunu, bizzat Canik Mebusu Emin açıkladı ve Samsun’da erkek, kadın, çoluk çocuk 5 bin Rum’un kaldığını ifade etti. (17)
Peki, 90-95 bin Samsunlu Pontosluya ne oldu?
90-95 bin Rum’un hepsi eşkıyaydı da, öldürüldü mü?
Devletin böylesi merkezi faaliyetine ne denir?

1915’LE KARŞILAŞTIRMA

Bakan Ali Fethi’den sonra önerge sahibi Trabzon Mebusu Ali Şükrü söz aldı. “Pontüsçülük meselesinin umumi seferberlik zamanından” beri sürdüğünü belirten Ali Şükrü, Samsun ve Trabzon özelinde sürgünün nasıl yapıldığına değindi ve hükümeti gerekli tedbiri zamanında almamakla eleştirdi. Trabzon’da zannedildiği gibi fazla Rum kalmadığı için tehcirin kolay yapıldığını bildiren Ali Şükrü, Pontüscülerden asıl imha edileceklerin geride kaldığını söyledi. “Pontüs’teki takibat iki üç seneden beri devam ediyor” diyen Ali Şükrü, Rumların İstanbul’a gitmesine izin verenlerin suçlu olduğunu belirterek, “Hulâsa bizim istediğimiz şey şu zamanın icabatına göre seri ve kati icraattır. Çünkü bunda hakkımız vardır, çünkü hükümet ne istemişse verilmiştir” dedi. (18)
Tokat Mebusu Rifat ve Canik Mebusu Süleyman, Amasya, Tokat ve Samsun özelinde Rumların saldırıları üzerinde dururken, Maliye Bakanı ve Gümüşhane Mebusu Hasan Fehmi, Ermeni ve Pontosluların sürgününü karşılaştırdı:
“Trabzon, Samsun ve Giresun’da var olan teşkilatın, zaten mevcut olan siyasi teşkilatın fiili kısmı silahlanarak dağlara, kırlara çıktığı hepimizin malumudur. Hatta bu meseleyi, bendeniz hafızamda aldanmıyorsam, tehcir ve bunların imhası için Meclisi Âlinin küşat eylediği (açıldığı) [1]336 (1920) senesinden itibaren zannederim, bu meseleyi hafi celselerde on defa mevzubahis ettik… Ermeni tehciri yapıldığı vakitte memleketin dört tarafı muazzam ordularla çevrilmiş ve tehcirin ne demek olduğunu, bir milletin kaldırıp bir memleketten diğer bir memlekete nakletmek ne demek olduğunu Ermeniler bilmediğinden ve daha doğrusu tecrübesini görmedikleri için derhal inkiyat ettiler (boyun eğdiler) ve birden tatbik edilmişti. Pontüs meselesini Heyeti Vekile karar verdiği vakitte ondan iki sene evvel Rumlar silahlanmış, dağlarda, kırlarda her türlü vesaiti ihzar etmiş (hazırlanmış), biz müdafaa vaziyetinde bulunuyorduk. Yani diğer tehcirler gibi ani ve birden yapılacak bir vaziyette değildik… Maamafih son zamandaki vaziyet altı ay evvelkine nisbeten her halde yüzde seksen tahaffüf etmiştir (hafiflemiştir). Fakat neden yüzde yirmisi kalsın? Bunu tamamen izale etmek için her ne lazımsa düşünmekliğimiz lazımdır.” (19)
Bakan Hasan Fehmi, Ermeni ve Pontos sürgününü karşılaştırmakla, bir yönüyle de resmi bakışa ve faaliyetteki bütünlüğe dikkat çekmiştir.

‘RUM HAFİYELERİMİZ VARDI’

Samsun özelinde bilgi veren Canik Mebusu Emin, “Samsun’da hali şekavette bulunan 4 bin Rum vardı. Yani bu malumat bizim o zaman orada bulunan metropolidin ve bizim de Rum hafiyelerimiz vardır. Onların ifadelerine nazaran mütareke zamanında 4 bin kadardı” dedi. Mebus Emin’in konuşmasını özetliyorum:
Rumların dâhile nakline başlandı, idaresizlikten nakil sırasında bir kısmı da dağlara kaçtı. Hükümetin resmi kaydına göre, Giresun ve Ordu’da 45 bin Rum nakledildi. Samsun’da çoluk çocuk 5 bin Rum kaldı. Bafra’da Rum kalmadı. Samsun’da 93 bin Rumun yarısı dâhile nakledildi. Geriye kalan dağlardadır. Dağlardan nisan başına kadar iltica eden çoluk çocuk sayısı 15 bindir. Dağdakilerin yüzde 99’u silahsızdır. Dağdakilerin 300’ü silahlı ise geriye kalan silahsızdır. Dağdaki bu kadar Rum öldürülemez. Sekiz seneden beri devam eden şekavet, bilhassa son bir yılda had devresine vardı. Samsun’dan aileler gitmiş ve dedikodular başlamıştır. Bendeniz ahlakım müsait değildir ve isim okumayacağım. İsimler tamamen mevcuttur, Rumların Dersaadet’e gitmesi devam ediyor. 6-7 ailenin gitmesi için rüşvet alındığı iddia ediliyor. Samsun’dan Ankara’ya yazılmış vs. ve bazı aileler böyle izin alıyormuş. (20)
Rüşvetin ima edilmesi üzerine zabıtlarda ismi yazmayan bir mebusun “mesela” sözüne karşılık mebus Emin, “… Şimdiye kadar ben bir Rum[a] iyilik yapmış bir insan değilim ve buna yeminliyim” şeklinde (21) net konuştu.
Ali Şükrü ve diğer mebusların değindiği konular hakkında tekrar söz alan bakan Ali Fethi, “Hakikaten muzır insanları Trabzon’da tutmanın bir faidesi yoktur. Derhal dâhile sevketmek lazımdır” dedi. Merkez Ordusu kaldırıldıktan sonra, isteyenin istediği yere gittiğini vurgulayan Ali Fethi, İstanbul’a Pontüscü ailelerin gitmesine az sayıda izin verme meselesinin takip edildiğine dikkat çekti. (22)
Mebusların tartışma düzeyi ve Meclis tutanağı, Trabzon ve Samsun özelinde ne kadar silahlı ve silahsız Pontoslu olduğunu ve kimlerin sürülmediğinin tek tek bilindiğini ortaya koyuyor. Bu da imhanın merkezi devlet ve yerel güçler eliyle yapıldığını ortaya koymaktadır.


KAYNAKÇA

1 Nutuk/1987-2, sf. 671-735.
2 TBMM ZC, I/16-12.1.1338, sf. 31.
3 TBMM ZC, I/16-12.1.1338, sf. 31; TPT/I-3, sf. 686-689.
4 TBMM ZC, I/16-12.1.1338, sf. 32-33.
5 TBMM GCZ, 2-19.1.1338, sf. 635-637.
6 TBMM GCZ, 2-19.1.1338, sf. 638-639.
7 TBMM GCZ, 2-19.1.1338, sf. 639-642.
8 TBMM ZC, I/16-19.1.1338, Sf. 92.
9 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 373-374.
10 TBMM GCZ, 3-18.5.1338, sf. 362-364.
11 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 369.
12 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 369-372.
13 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 372-373.
14 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 374-376.
15 BOA, DH.EUM. 2. Şb, 68/75, aktaran, Osmanlı Belgelerinde Ermenilerin Sevk ve İskânı, 1878-1920, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Ankara-2007, sf. 260; Vakit ve Yeni Gazete gazeteleri, 11 Şubat 1335 (1919), aktaran, Yozgat Ermeni Tehciri Davası, Hazırlayan: Nejdet Bilgi, Kitabevi, İstanbul-Nisan 2006, sf. 122, 126.
16 Kemal H. Karpat, Osmanlı Nüfusu (1830-1914), Çeviri: Bahar Tırnakcı, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul-2003, sf. 226-227.
17 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 400.
18 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 376-384.
19 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 386-394; TPT/I-3, sf. 451-452.
20 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 400-403.
21 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 403.
22 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 405-407, 410.

Tehcir ve taktil’ itirafı

738fe6803d_738fe6803d

Jandarma Umum Kumandanlığı bütçesine tahsisat ilavesiyle ilgili tasarı 19 Ağustos 1922’de gizli celsede görüşülürken, yine tartışılan konu, Pontos meselesidir. İçişleri Bakanı Atâ, Amasya, Tokat ve Samsun’da Rum eşkıyasının tenkili için hazırlanan tasarının kabul edilmesi halinde istihdam edilecek 3 bin jand
Nevzat Onaran

 

Maliye Bakanı Hasan Fehmi ise, ‘Pontüs meselesi’ için parasızlıktan bir şey yapılamadığı gibi eleştirilerin yanlış olduğunu belirterek, Tokat, Amasya ve Samsun’da eşkıya takibi için Mart ayından 19 Ağustos 1922’ye kadar 398 bin 719 lira harcandığını ve 3 bin jandarma istihdamı nedeniyle 400-500 bin liranın lazım olacağı için tasarıyı imzalamadığını ifade etti. İçişleri ve Maliye bakanlarıyla mebuslar arasında tartışmaya devam edildi.(2)
İzmir Mebusu Refet [Bele] Paşa, İçişleri Bakanı iken de bu ‘Pontüs meselesinin’ olduğunu, meseleyi halletmeye hayatın müsait olmadığını ve bakanlıktan çekildiğini anlattı. 3 bin jandarmanın nasıl istihdam edileceğini bilmediğini belirten Refet, “Hükümetin resmi tebliğlerinden takip ettim her gün astılar, her gün kestiler. Ne bitmez adam varmış ve bu adam parasız bir şey yapamaz, oraya gidecek adam para ister, para ister… Memleket baştan aşağı karışıklık içerisindedir ve mesele gittikçe artıyor arkadaşlar” diye konuştu. Cevaben de Maliye Bakanı Hasan Fehmi, beş ayda yapılan harcamayı bir kez daha hatırlattı.(3)
Trabzon Mebusu Ali Şükrü, açık konuştu, halkın silahlandırılması halinde sorunun bitirileceğine dikkat çekti. Karahisarı Şarki Mebusu Memduh da, bölgede bulunduğu tahmin edilen 300-500 firari çetenin kullanılmasını önerdi.(4)
Tasarı encümene havale edildi; ama Pontos meselesi hakkında görüşmeye devam edildi; Müfit (Kırşehir), Yasin (Ayıntap), Basri (Karesi), Refet (İzmir), Vehbi (Konya), İlyas Sami (Muş) değerlendirmelerde bulundu. Canik Mebusu Emin, kalan üç buçuk Rum’un halen tenkil edilemediğini anlattı.(5)
Eski İçişleri Bakanı Refet’in ‘Her gün astılar, ama bitmedi’ dediği merkezi faaliyeti uygulayan Ankara hükümeti, garpta Yunan ordusuna karşı taarruz hazırlığı yaptığı günlerde Karadeniz’de kentlerde ve genelinde yerleşim yerlerinde varlığı sürgünle yok edilen Rumlar’ın dağda kalanlara karşı çetelerin seferber edildiği sırada jandarmayı da yine ek bütçeyle takviye etmek arayışındadır.

‘ÖLDÜRECEĞİZ YA…’

Büyük Taarruzun başladığı gün 26 Ağustos 1922’de gizli celsede yine Pontos meselesi görüşüldü. Çünkü jandarmaya ek bütçe verilmesiyle ilgili tasarı gündemdedir.(6)
Saruhan Mebusu Refik Şevket, harbi umumide Türk milletine atfedilen kabahatin en büyüğünün ‘nakil ve tehcir hadisesi’ olduğuna dikkat çekti. Refik Şevket’in konuşmasını özetliyorum: 1922 ağustos ayındayız, olan teb’itten meclis sorumlu değildir. Tebid eden zevat ve bakanlar mesuldur. “Efendiler hiçbir zaman salahiyeti fevkaladenin içerisinde ev yakmak, ev yıkmak, kasten adam öldürmek ve adam teb’it etmek (kovmak) salahiyeti yoktur. Dikkat etmek lazım gelirse efendiler, bütün salahiyeti fevkaladenin manası, memurin üzerinde hâkim olmakla kullanılır… Salahiyeti fevkalade demek, en çok memurin üzerinde azami nüfuzunu haiz olmak demektir.” Onun için salahiyeti kanunun tevdi etmektense, kanunen o salahiyeti istimal eden (kullanan) zat tarafından temin edilmesi hem daha kanuni hem de muvaffakiyet daha çok olur.(7)
Kırşehir Mebusu Yahya Galip de, “Beyefendiler, benim tahkikatıma nazaran bu gün Rumların bir köyü kalmadığı gibi onlar da müteaddit (birçok) köyleri yakmıştır. Bugün Rumlara tamamiyle müsaadekar vaziyet alan bir takım perişan olan köylerdir. Onlar da böyle yapmazlarsa köyleri yanmağa mahkûmdur. Kesilmeğe mahkûmdurlar… Tehcirde mücrim (suçlu) olanları da, suçsuz olanları da mahkeme seçmelidir” diye konuştu. Sinop Mebusu Hakkı Hâmi de, tehcirin lekedar mesele olduğunu ve dikkat edilmesi gerektiği üzerinde durdu.(8)
Tehcirle ilgili tartışmadan rahatsız olan Siirt Mebusu Mustafa Sabri, “Öldüreceğiz ya. Tohumluk diye mi besleyeceğiz” ifadesini aynen kullandı. Bunun üzerine Hakkı Hâmi de, İstiklâl Mahkemelerinin varlığını hatırlattı ve şahsın, ya mahkemeye verilmesini ye da sürülmesini önerdi. Kütahya Mebusu Ragıp da, “Onlar yapmaya idi, sen bu kürsüde oturamazdın” ifadesiyle9 dikkat çekti.
‘Öteki’ öldüğü için kürsüdesin ifadesi, Türk milliyetçiliğinin icra edilen politikasının en özlü anlatımıdır.

‘YAĞMA SİYASETİ, İMHA DEĞİL..’

Hükümetin isyan edenin kafasını ezeceğini belirten Edirne Mebusu Şerif, ne yapıldığını bilerek, yarına yönelik bir hazırlık yapılmasını istedi. Şerif, “Binaenaleyh evvela bendenizin Meclisten ricam; Meclisi Âli ve gerek hükümet erkânı olan zevatı muhtereme; İcra Vekilleri (bakan) arkadaşlar bizi ileride meydanı hesaba ak yüzle çıkaracak tarzda bu irtikap edilen (kötü) vekayiin faili onlar olduğunu ve hükümeti milliyenin, durup dururken taktil ve tehcir yaptığını, evlerini ve köylerini yaktığını göstermeyecek surette vesaikini ve dosyasını ihzar etmelidir (hazırlamalıdır)… Cihan efkârı umumiyesine karşı bu mesailden dolayı biz hesap vereceğiz. Bu hesabı verirken elimizde vesaik bulunmalıdır. Bu hususu İcra Vekilleri (bakan) arkadaşlardan çok çok rica ederim” diye konuştu.(10)
İttihatçı hükümetin Ermeni sürgünü nedeniyle 1919’da yargılananlar ‘tehcir ve taktil’ (sürmek ve öldürmek) ile suçlandı ve cezalandırıldı.(11)
Sözün bittiği nokta: Ermeniler’e neler yaşatıldığını hatırlayan Edirne Mebusu Şerif, vahametin farkında ve iz bırakmamak için Ankara hükümetinin gerekli evrak hazırlığı yapmasını önerdi.
Karahisarı Sahip Mebusu Mehmet Şükrü de, Pontos meselesini tenkil için gidenlerin, tenkili bir tarafa bırakıp kesesini doldurduğunu ve sonra da yaptığı cürmün delilini mahvetmek için memlekette yangınlar çıkardığını söyledi.(12)
Bu tartışmaların ardından söz alan İçişleri Bakanı Atâ, Rumlar’ın öldürülmesi gibi konulara değinmeden, Rum eşkıyasının tenkili için 3 bin jandarma istihdamı sağlayacak bütçenin kabul edilmesini tekrar hatırlattı.(13)
Mersin Mebusu Salâhattin, “Biz niçin imha siyaseti ortaya koyuyoruz. Yani imha başka türlü olur, bunun şekilleri vardır. Bunların yolları vardır” şeklinde hükümete akıl verdi. Kayseri Mebusu Osman da, “Yağma siyasetidir, imha değil” uyarısı üzerine Salâhattin, “Evet efendiler yağma siyasetidir. İmha siyaseti değildir. İmha siyaseti böyle olmaz… Hükümeti adile ve muntazama kuracak bir millet mi olacağız, yoksa biz mıntıkamızda gayrimüslim olarak bir ferdi hariç bırakmayarak, gayrimüslim itibariyle hepsini mahvedecek bir insan kümesi miyiz” diye konuştu. Görüşmenin sonunda Reis, takrirlerin hükümete gönderilmesi üzerine yaptığı öneri oylamada kabul edildi.(14)
Pontoslular’ın yaşadığı bizzat mebuslar tarafından ‘tehcir ve taktil’ ve ‘imha’ ve ‘yağma’ olarak değerlendirilmesi, Ankara hükümetinin nasıl bir faaliyeti uyguladığını gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır.

ÖZEL VAKA: SAMSUN

1922 yılı itibariyle Pontoslular’ın ‘teşkilatlanması ve yaptığı saldırılar’ Pontus Meselesi adıyla kitaplaştırıldı.
‘Pontus’ ismi tercih edilen kitapta ‘Başlıca Teşkilât Merkezleri’ ve ‘Faaliyet ve Türklere Karşı Mezâlim; Haksızlıklar ve Yakıp Yıkmalar’ başlığı altında Samsun’dan, Giresun’a, Trabzon’a, Amasya’ya, Gümüşhacıköy’e, Erbaa’ya, Zara’ya kadar belli merkezler analiz edildi. Her iki başlık altında özel olarak incelenen Samsun hakkında yazılanları özetliyorum:
+ Samsun’da ve Merzifon’da ‘Pontus İdman Kulübü’ ve ‘Pontus Spor Kulübü’ gibi cemiyetler, “Hemcinslerini Yunanlılığa has bir surette terbiye etmek” için kuruldu. Bunlar zamanla, Rum çetelerini de teşkilat altına almak istemiştir.(15)
+ Kitapta sunulan ilk vesika 12 Ocak 1909 tarihli, ‘Samsun’da Mikail Efendi’ye’ hitabıyla İrfanperver Klübü Reisi ve Pontus Cemiyeti Reisi imzasıyla gönderilen mektuptur. Bağışlanacak arsaya yapılacak binaya yardım toplanması hakkındadır.(16)
+ Samsun’da Müdafaa-i Meşruta (Şart Olunmuş Savunma) Derneğinin 15 maddelik tüzüğüne yer verildi. 1’inci maddesinde, Adana vilayetinde ve başka yerlerde ortaya çıkan öldürme olayları nedeniyle Samsun’da Müdafaa-i Meşruta (Şart Olunmuş Savunma) adında bir dernek kurulmasına karar verildiği belirtildi. Derneğin amacı, “milletdaşların hürriyetini savunmak ve namusunu korumak” olarak sıralandı.(17)
+ Samsun Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti’nin tarihsiz beyannamesinde, kötü durumda olan Rumluğun intikamının alınacağı ifade edildi.(18)
+ Samsun Göçmenler Derneğinin 1919-1920 yıllarına ait vesikaları, ismi yazılan kişilerin toplantıya daveti hakkındadır.(19)
+ 1918, 1919 ve 1920 yılında İstanbul Pontus Genel Merkezinden Osmanlı Bankası aracılığıyla Rum göçmenlere gönderilen yardım parası toplamı 16 bin 365 liradır; kuruş kuruş dökümüne yer verildi.(20)
‘Faaliyet ve Türklere Karşı Mezâlim; Haksızlıklar ve Yakıp Yıkmalar’ başlık altında Samsun’la ilgili yapılan değerlendirmede, Rum çeteyi oluşturanların tek tek ismiyle birlikte yaptıkları şöyle sıralandı:
+ Kitapta ilginç bir tespit yapıldı: ‘Pontus Rumluğu ve bu Rumluğun’ meydana getirdiği çeteler için beyin olan Samsun’dan idare edilen çeteler bizzat Samsun çevresinde eşkıyalık yapmamışlardır.(21)
+ 22.7.1919 ve 31.12.1920 tarihleri arasında ismiyle 6 çetenin saldırısı, suç türü ve zarar görenlerin dökümü: 5 öldürme ve 1 yaralama.(22)
+ Samsun’a bağlı Güney ve Bilarca köylerinde saldırıda 24 kişi öldürüldü.(23)
+ 7.10.1921’de Samsun’un Duâyeri’nde saldırıda 20 kişi öldürüldü, 14 kişi yaralandı.(24)
+ Samsun’da 25 köyde 500 ev yakıldı ve yıkıldı.(25)
+ Çarşamba’da 355 ev, 2 cami, 25 samanlık yakıldı.(26)
+ Terme’de 1920 yılında işlenen 6 suçta 2 kişi öldürüldü ve mala el kondu.(27)
+ Çarşamba ve Terme dışındaki yerlerde 4’ü 1920 yılında olmak üzere 15 suç işlendi.28
+ Ladik’le ilgili evraklara göre 1918-1921 döneminde 43 suç işlendi.(29)
+ 500 İslam evi yakılan Nebyan’da 503 kişi ve Bafra’da 31 kişi öldürüldü.(30)
Samsun Rumlarının, Haziran 1922 tarihi itibariyle sadece siyasi faaliyetler veya ne kadar nüfus kaldığı hakkında değil, emvâliyle ilgili neler yapıldığı da yakından takip edilmiştir.
Maliye Bakanı Hasan Fehmi, “Bendeniz de diyorum kafileden kaçarak, firar ederek, denize giren ve yüzerek ecnebi vapuruna giden ve bu suretle İstanbul’a kaçan ve oradan vekâletname gönderip emvali metruke kanununun meclisçe kabulünden mukaddem, Samsun’daki beş yüz bin liralık emlakini ve emvalini Amerikalılara bilhassa sattıran Rumlar mevcuttur. Bunlar kimin vesikası ile gitti, rica ederim” diye konuştu.(31)
Hükümetin bu denli yakından izlediği Samsun özelinde Rumlar’ın teşkilatlanması esas olarak göçmenlere yardım konusunda yoğunlaşmıştır. Samsun ve çevresinde Rum saldırıları yoğunlukla Nebyan’da yaşanmıştır. Sonunda 90-95 bin Samsunlu Rum toprağından kopartıldı (32) ve böylece zamanın İçişleri Bakanı Ali Fethi’nin ifadesiyle Samsun da Rum’dan ‘temizlendi.’

KAYNAKÇA

1 TBMM GCZ, 3-19.8.1338, sf. 651-653.
2 TBMM GCZ, 3-19.8.1338, sf. 654-664, 668.
3 TBMM GCZ, 3-19.8.1338, sf. 665-668; TPT/I-3, sf. 519-521.
4 TBMM GCZ, 3-19.8.1338, sf. 669, 675.
5 TBMM GCZ, 3-21.8.1338, sf. 678-684.
6 TBMM GCZ, 3-21.8.1338 ve 26.8.1338, sf. 707,711-713.
7 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 718-719.
8 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 719-722.
9 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 722.
10 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 724.
11 İttihatçıları yargılama hakkında bakınız: Vahakn N. Dadrian-Taner Akçam, ‘Tehcir ve Taktil’, Divan-ı Harb-i Örfi, İttihad ve Terakki’nin Yargılanması, 1919-1922, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul-2008.
12 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 727.
13 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 729.
14 TBMM GCZ, 3-26.8.1338, sf. 731-732, 740.
15 Pontus Meselesi, sf. 125.
16 Pontus Meselesi, sf. 125-126.
17 Pontus Meselesi, 126-128.
18 Pontus Meselesi, 128-129.
19 Pontus Meselesi, 129-130.
20 Pontus Meselesi, 130-140.
21 Pontus Meselesi, 246.
22 Pontus Meselesi, 250.
23 Pontus Meselesi, 251-252.
24 Pontus Meselesi, 253-254.
25 Pontus Meselesi, 254.
26 Pontus Meselesi, 260.
27 Pontus Meselesi, 261.
28 Pontus Meselesi, 258-259.
29 Pontus Meselesi, 293-302.
30 Pontus Meselesi, 190-241.
31 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 395.
32 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 374-376, 400.

 

Karadenizin Pontos rengi solduruldu

b4472a8315_b4472a8315

Pontos meselesi özelinde incelediğim bilgi kaynağının tamamı, Meclis tutanağı veya BMM hükümetinin hazırladığı kitap olmak üzere Ankara’nın resmi dokümanıdır.Buna göre; 1- 1921 ve sonrasında Karadeniz’de Rumlar’dan sadece erkekler değil, kadın ve çocuklar da sürüldü.(1) Rumlar, 1915’ten itibaren E

Nevzat Onaran

Pontos meselesi özelinde incelediğim bilgi kaynağının tamamı, Meclis tutanağı veya BMM hükümetinin hazırladığı kitap olmak üzere Ankara’nın resmi dokümanıdır.
Buna göre; 1- 1921 ve sonrasında Karadeniz’de Rumlar’dan sadece erkekler değil, kadın ve çocuklar da sürüldü.(1) Rumlar, 1915’ten itibaren Ege ve Marmara’dan sonra Karadeniz’den de dahile sürülmüştü.(2) 2- Canik Mebusu Emin’e göre, 93 bin Samsunlu Rum’un yarısı sürüldü ve kalan diğer yarısı dağa kaçtı ve geride çoluk çocuk 5 bin Rum kaldı. Samsun Mutasarrıfına göre ise, kalan Rum nüfusu ancak Müslüman nüfusunun yüzde 5’i kadar.(3) 3- Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in Ankara hükümeti emri gereği Samsunlu Rumları çoluk çocuğuyla birlikte sürmesi Samsunlu Müslümanları kaygılandırdı. Samsunlular, can ve mal güvenliğinin riske atıldığı için Ankara Hükümetine başvurdu. Samsunlu Müslümanların korktuğu başına geldi ve silahlı Rumların saldırıları arttı.(4) İçişleri Bakanı Ali Fethi de, “Tehciri müteakip şekavet (sürgünün ardından haydutluk) bir kat daha fazlalaşmıştır” dedi.(5) 4- Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in Pontos sürgününü, 27 Mayıs 1915 tarihli Tehcir Kanunu yürürlükteymiş gibi yaptığına dikkat çekti. Hafız Mehmet, 1918 sonunda Tehcir Kanunu ile Ermeniler’in yaşadığını bir vahşet olarak değerlendirmişti.(6) 5- 1920 sonundan 1921 kasım ortasına kadar Merkez Ordusu ve 1922 yazına kadar jandarma ile affedilen çetelerle Pontoslulara yönelik operasyonlar sürdürüldü.(7) 6- Gerekçesinde affedilen çetelerin ‘Pontos eşkıyası tenkili’ için kullanılacağı belirtilen tasarının 19 Ocak 1922’de kanunlaşmasıyla, Merkez Ordusu’nun tasfiyesi sonrasında doğan boşluk çetelerle dolduruldu ve 45-50 asker öldüren İlyas bile affedildi. İçişleri Bakanı Ali Fethi, affedilen Hasan Çavuş’un çetesiyle çok yararlı olduğunu bizzat anlattı.(8) 7- Eski İçişleri Bakanı ve İzmir Mebusu Refet (Bele), Ankara hükümetinin Karadeniz politikasını, “Hükümetin resmi tebliğlerinden takip ettim her gün astılar, her gün kestiler. Ne bitmez adam varmış…” şeklinde özetledi.(9) 8- Meclis kayıtlarına göre, 1922 yazı itibariyle pek de sürülecek Rum kalmamıştı; dağa kaçanların bir kısmı da silahlıydı. Bunun için 1922 yazında Mecliste Giresun, Trabzon ve Rize pek gündeme gelmezken, tartışılan Samsun, Amasya ve Tokat’ta silahlı Pontosluların tenkili meselesidir.(10) 9- 1922 yazında Karadeniz’de Anadolu’nun kadim halklarından Rum rengi solduruldu. 10- Pontos’un kayıp kızı Tamama gibi, Karadeniz’de kalan Rumlar da Müslüman oldu.

Müslüman Pontoslular hakkında üç haber: + Doğan Haber Ajansı’nın 5.2.2011 tarihli haberi; Ankara OSTİM Sanayi Sitesinde meydana gelen patlamada ölen Necdet Tanışma, Trabzon-Çaykara’da toprağa verildi. Babaannesi Gülsü Tanışma, torununun ardından “Bizi bırakıp nereye gittin” diye Rumca ağıtlar yaktı.(11) + evrensel.net’ten 1.10.2011 tarihli haber; Trabzon-Tonya’dan Apolas Lermi ailesi yıllarca “Ben Rum’um” diyemeyen sayısız Karadenizli Rum kökenli aileden biri. İlk albümü ‘Kalandar’ı çıkaran Lermi, “Köyümün Rumca türkülerini köyümde söyleyemiyorum” dedi.(12)  + Sabah gazetesi sitesinin 29.10.2011 tarihli haberi; 2011 yılında Van’daki depremde yaralı kurtulan Trabzonlu 13 yaşındaki Berat Ay, “Babam Rumca, komşularımız Kürtçe ağıt yakıyordu” dedi.(13)

Özet olarak;

Evet, yüz binlerce Pontosludan bazısı o günkü atmosferde kimliğinin mücadelesini verdi ve silahlı eylemde bulundu. Bunlardan bir kısmı yakalandı, İstiklal Mahkemesinde yargılandı ve idam edildi, bir kısmı da öldürüldü.

Bu halde, Ankara hükümetinin ‘suçlu’ Pontosluya yönelik bir faaliyetten ziyade tüm Pontosluların sürülmesini esas alması, gerçek niyeti yeterince ortaya koymaktadır.

1920-1922 dönemi faaliyetine bakınca, anlaşılan o ki, hükümetin niyeti, “Bölgenin Pontoslulardan temizlenmesi”dir ve öyle de olmuştur.

Zaten bu ‘temizleme’ fiili, bizzat dönemin İçişleri Bakanı Ali Fethi tarafından resmen ifade edilmiştir. Edirne Mebusu Şerif de, olanları, Ermeniler’in neler yaşadığını hatırlamış olmalı ki, ‘taktil ve tehcir’ olarak tanımlamıştır.

Canik Mebusu Emin ise, Samsun ve Ordu-Giresun’da tüm Pontoslu nüfusun sürüldüğünü ve Karadeniz’in Pontoslulardan ‘temizlendiğini’ söylememek için, Haziran 1922 tarihi itibariyle Pontosluların bölgede niye bulunmadığına, dağa kaçtıklarıyla açıklık getirmiş olması, Pontosluların toprağında niye olmadığının değişik açıdan itirafıdır.

1922 yılı haziran ve ağustos ayında meclis gizli celsede yapılan tartışma, 1914 sayımına göre Trabzon vilayeti ve Canik livasında toplam 260 bini aşan Rum nüfusunun(14) tasfiye edildiğinin zaptıdır.

Meclis gizli celsede mebusların Merkez Kumandanı Nurettin’in Pontosluları sürdüğünü ve zulüm yaptığını ifade etmesi üzerine, İçişleri Bakanı Ali Fethi de, Pontos teşkilatına karşı sürgüne hükümetin karar verdiğini ifade etti. Esas olarak Karadeniz mebuslarının, uygulamalarından dolayı Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in görevden alınması yönündeki talebi, Başkumandan Mustafa Kemal tarafından yerinde bulunmazsa da, Nurettin görevden alındı. Fakat Nurettin’in mahkemede yargılanması yönündeki meclis kararı, Başkumandanın girişimiyle daha sonra bir biçimde ilga edildi.

9 Eylül 1922’de İzmir’in Yunanistan işgalinden kurtarılmasının ardından ocak 1923’de Türkiye ve Yunanistan devletlerinin imzaladığı mübadele antlaşması, Ankara hükümetinin emirlerini icra eden Merkez Ordusu Kumandanı Nurettin’in komutasında ve daha sonrasında Karadeniz’de Pontosluları sürme daha doğrusu ‘temizleme’ operasyonuyla ve hükümetin affettiği çetelerle, gerçekte ne yapıldığının anlaşılmasını ve tartışılmasını engelledi.

Fakat sonuç netti, Karadenizin Rum rengi soldurulmuştu!

-BİTTİ-


KAYNAKÇA

1 TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 403-409; Pontus Meselesi, sf. 400-403.
2 Fuat Dündar, Modern Türkiye’nin Şifresi İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği, İletişim Yayınları, İstanbul-2008, sf. 230-240; Taner Akçam, ‘Ermeni Meselesi Hallolunmuştur’, İletişim Yayınları, 3. baskı, İstanbul-2008, sf. 122-124.
3 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 374-376, 400-403.
4 TBMM GCZ, 2-29.10.1337 ve 22.11.1337 ve 17.1.1338, sf. 403-409 ve 434-442 ve 628-630; TBMM GCZ, 3-10.6.1338 ve 19.8.1338 ve 26.8.1338, sf. 400-403 ve 651-707 ve 711-740.
5 TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 408.
6 TBMM GCZ, 2-29.10.1337, sf. 406-407; MMZC, 1334/1-11 ve 24, 4 Teşrinisani 1334 ve 11 Kanunuevvel 1334, sf. 114-115 ve 299-301.
7 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 372-373; Pontus Meselesi, sf. 345, 349.
8 TBMM ZC, I/16-12.1.1338, sf. 31-33; TBMM GCZ, 2-19.1.1338, sf. 635-642; TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 373-374.
9 TBMM GCZ, 3-19.8.1338, sf. 665-668.
10 TBMM GCZ, 3-10.6.1338, sf. 368-412; TBMM GCZ, 3-19 ve 21 ve 26 Ağustos 1338, sf. 651-744.
11 http://vvvvvv.dha.com.tr/babaanneden-toruna-rumca-agit_140266.html
12 http://vvvvvv.evrensel.net/news.php?id=14695
13 http://vvvvvv.sabah.com.tr/Yasam/2011/10/29/deprem-dehsetini-anlatti
14 Kemal Karpat, age, sf. 226-227.

Kaynak : Evrensel

barisicinaktivite@gmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *